CAMİ İSMİ

BİR TV PROGRAMINDA İZLEDİĞİM KADARI İLE BİR CAMİYE KİŞİ İSMİ VERİLDİĞİ ZAMAN BU CAMİDE NAMAZ KILMANIN CAİZ OLMADIĞINI AYETLERLE ANLATTILAR. HOCAM BÖYLE BİŞEY OLUR MU? sorumun cevabını nasıl bulabilirim.

Değerli kardeşim;

O söz, “Kur’an Müslümanlığı”, “Kur’an’daki İslam” vb. nakaratların sahibi mahut kişinin iddiası, hatta safsatası… Bunun neyini araştıracak, nesine cevap vereceksin ki? Okuduğu ayetlerle ortaya attığı hezeyanlar arasında en küçük bir alaka yok. Ne sebeb-i nüzûl, ne ibare, ne işare, ne delâlet, ne de iktiza yönüyle…

Bozuk iddiasına gûya Kur’an’dan deliller gösteriyor! Ama her zaman olduğu gibi ayetleri çarpıtmayı da ihmal etmiyor, kafasına göre yorumluyor. Usûl kaidesiyle ifade edecek olursak, ortaya koyduğu delil ile medlûl arasında uzaktan-yakından bir alaka yok.

Zırvalarına ilk olarak delil (!) diye zikrettiği, وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا ayet-i celilesi. Meali: “Mescidler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (kulluk etmeyin)” [Cin suresi, 18]…

Peki, mescitlerin Allah’ın evi olmadığını kim iddia ediyor ki? Âlemde böyle bir iddiayı dile getirecek bir Allah’ın kulu var mıdır? Orada ibadet edenler -hâşâ- Cenab-ı Hak’la birlikte camiyle ismi anılan ve onun bânisi olan kişiye mi kulluk ediyor, ona mı yalvarıyor duasında, niyazında, ilticasında, münacatında? Saçmalamanın, zırvalamanın sınırı yok ki dünyada, bu ülkede olsun…

İkinci olarak okuduğu ise, “ لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا ۚ لَمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَىٰ مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَنْ تَقُومَ فِيهِ

ayet-i kerimesidir.

Meali: (Rasûlüm), onun (yani münafıkların yaptığı Mescid-i Dırâr’ın) içinde asla namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur…” [Tevbe suresi, 108]

Bu ayette anlatılanlarla da yine onun ortaya attığı iddia arasında bir alaka kurmak mümkün mü? Koskocaman bir HAYIR!

Kısaca özetlemek gerekirse; malum kişinin savunduğu hususlarla delil olarak ortaya koymaya çalıştığı Kur’an ayetleri arasında hiçbir yakınlık, hiçbir münasebet, hiçbir benzerlik mevcut değil. Tam tersine, âdeta yer ile gök arası kadar, hatta ondan da öte bir uzaklık var. Arapların "Eyne's-serâ ve's-Süreyyâ" diye hoş bir tabirleri vardır. Yani "Yerdeki toprak nerede, gökteki Süreyya yıldızı (ülker yıldız kümesi) nerede?" anlamında... Bu tabir, iki şey arasında mukayese edilemeyecek kadar büyük fark bulunduğunu belirtmek için söylenir. Biz de onun zırvaları karşısında ancak bunu tekrar edebiliriz.

Hezeyanlarını iktibas edip okuyanların sinirlerini germek istemezdim aslında… Ama kısa bir bölümünü nakletmekten de kendimi alamadım. İşte buyrun, diyor ki adı geçen şahıs: "Ahmet'in Mehmet'in camii, Hasan'ın camii.. Bir şey daha söyleyeyim. Ey ahali iyi dinle. Kişilerin adlarına izafe edilen camilerde şer’an namaz caiz değildir kılınamaz. Tevhidin temel umdelerinden birine aykırıdır. Cin Suresi 18'e aykırıdır. İbadete şirk koşmak, Allah dışında birini katmaktır."

Vay vay vaayyyy!!! Sultanahmed Cami, Süleymaniye, Selimiye Camii, Fatih Camii ve saire… Hatta Mescid-i Nebevî… Yani bu camiler bânilerinin isimleriyle anıldığı için, hâşâ sümme kellâ ve hâşâ, Allah’ın evi olmaktan çıkmış, o zatların evi olmuş oluyor bu mantıkla… Yazık ki hem ne yazık! Milyonlarca kere yazık! Başta Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere, pâk ecdadımızın hiçbiri düşünememiş, akledememiş (!); ama ahir zamanda bir Yaşar çıkmış ve parlak (!) zekasıyla, engin (!) bilimiyle rengin (!) düşüncesiyle bu uygulamanın “şirk (!)” olduğunu tesbit edip İslâm âlemini tenvir etmiş!.. Breh breh brehhh!

Lütfen biraz iman, biraz ilim, biraz mantık, biraz iz’an, biraz insaf demezler mi insana? Hasbelkader bir akademisyen olarak, atalarımızın, “Ağır ol da molla desinler”, “Keskin sirke küpüne zarar”, “Boğaz dokuz boğumdur, dokuz düşün bir konuş” sözlerini hiç mi akletmedin, kendine rehber edinmedin bunları konuşurken be ademoğlu!

Hiç mi düşünmedin dünya üzerindeki bunca şahıs isimleriyle müsemma/anılan kurum, kuruluş, bina ve eserleri; sokok, cadde ve mahalleleri… Bu âdet/gelenek en basitinden dilde-kültürde-ilimde-irfanda bir usûl, bir an’âne değil midir? O isimlerle anılan yerler, adı geçen zatın/zatların şahsına mı aittir hep? Yoksa onların hatıralarına bir saygı, rahmetle yâdedilmelerine birer vesile ve de o eserlerin-yerlerin benzerlerinden tefriki için konulmuş bir isimden mi ibarettir? Her şeyin hakiki mâliki Allah Teala, biz insanların mülkiyeti ise izafi değil midir? Bunları konuşmak, dile getirip mevzu etmek bile aklı başındaki bir insan için zûl olsa gerek. Öyle değil mi? Bırakınız bir bilim adamı(!)nı, sokaktaki sıradan bir vatandaş bile bunun böyle olduğunu bilir.

Rabbim (c.c.), topyekün Ümmet-i Muhammed’i ve evladını İslamî-imanî ve de insanî şuur ve idrâkten mahrum bırakmasın.

ibare, cami ismi, camiye kişi ismi, bu camide namaz kılma caiz mi, “Kur’an Müslümanlığı”, “Kur’an’daki İslam”, sebeb-i nüzûl, işare, delâlet, iktiza,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU