Dört Halîfe seçimindeki usûl ve ayrıntılar, Hz. Ali'nin bir konuşması ve Halife Seçimi'ndeki görüşleri

Hocam; Râşid Halifelerin seçiminde izlenen usûl ve prensipler ile bu konudaki ayrıntılar nelerdir? Hz. Ali’nin kendinden önceki halifelerin yani Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın seçimindeki görüşleri ve davranışı nasıl olmuştur? Teşekkür ederim. Selam ve dua ile..

Dilerseniz mevzuya öncelikle Hz. Ali’nin (r.a.) hilafet hakkındaki görüşünü ele almakla başlayalım …

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.). vefat edince, Müslümanlar kendilerini idâre etmek üzere Hz. Ebû Bekir’i (r.a) Halîfeliğen yani Devlet Başkanlığına getirdiler.

Bilindiği gibi, Rasûlullah (s.a.v.), iki vazifeyi birden üstlenmişti:

1. Allah'tan gelen vahyi, yâni ilâhi emirleri insanlara tebliğ etmek…

2. Bu vahiy hükümlerine göre, reisi/başkanı bulunduğu devleti idare etmekti.

Onun vefatıyla sadece vahiy değil, peygamberlik de son buldu. Artık peygamber gelmeyecek, inanan insanlar, Son Peygamber (s.a.v.) vasıtasıyla gelen Kur'an'la ve bu Son Peygamber'in Sünnetiyle kendi hayatlarına yön verecek, düzenlerini kuracaklardı...

Rasûlullah’ın (s.a.v.) vefatıyla, kanun değil, kanunun tatbikçisi de (Hz. Muhammed s.a.v.) Müslümanlar arasından ayrılmıştır. Dolayısıyla, onun ölümünden sonra Müslümanlar, yeni kaynaklara değil; zaten mevcut olan kaynakları tatbik edecek bir insana, bir idâreciye muhtaçtılar. Yâni vakıa, kanun boşluğu veya yokluğu değil, lider yokluğuydu; bu lideri bulmak lazımdı ki, bu ihtiyacı da, başlarına “Halife” dediğimiz devlet başkanlarını getirerek giderdiler.

***

Halife Seçimi

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), kendi vefatından sonra, Müslümanları yönetmek üzere, sarahaten bir halife seçmek istemediğinden -çünkü istese buna yeteri kadar vakti vardı- halife seçim işi Müslümanların inisiyatiflerine bırakılmış; onlar da, Peygamberlerinin vefatından sonra, kendilerini yönetmek üzere Hz. Ebû Bekir’i (r.a.) seçip ona bîat etmişlerdir.

Hz. Ebû Bekir’e (r.a) bîat etmiş olmasına rağmen, daha sonraki senelerde, bazı fırkalar/gruplar Hz. Ali’yi (r.a.) ona karşı göstermek istemişler… Ve maalesef bu şekilde başlatılan ihtilâf asırlarca sürmüş… Binlerce Müslümanın ölümüyle neticelenen savaşlara sebebiyet vermiştir. Halbuki bunlar, dava arkadaşı, cihâd ve siper ortaklarıydılar… Hayatlarını Allah yolunda hizmette yarış için adamış olan insanlardı.

İşte, bu mevzuyu en güzel şekilde tahlil ettiğine inandığımız, Hz. Ali’nin (r.a.) bir konuşmasıyla açıklamak istiyoruz.

Hz.Osman’ın (r.a.) şehid edilmesiyle başlayan ve İslâm tarihinde "el-fitnetü’l-kübrâ" (en büyük fitne) diye adlandırılan hareketten sonra, halife seçilmiş olup, hilâfetini tanımayanlarla savaşmak üzere Basra'ya gitmiş olan Hz. Ali’ye (r.a.), İbnu'l-Kevva' ve Kays b. İbâd (r.anhuma), Basra'ya gidişinin sebebini sorup şöyle dediler:

- "Müslümanların karşı karşıya gelip birbirlerini öldürecekleri bu gelişin, Rasûlullah’ın (s.a.v.) sana olan bir ahdi/sözü veya emriyle midir?"

Hz. Ali (r.a.) onlara şu cevabı verdi:

"Bu mevzuda Rasûlullah’ın (s.a.v.) bana bir ahdi olup olmadığını soruyorsunuz. Bana verilmiş böyle bir ahid yoktur. Vallahi ona ilk inanan ben olduğum gibi, ona ilk defa yalan isnâd eden ben olmayacağım. Şayet bu mevzuda Rasûlullah’ın (s.a.v.) bana bir ahdi olsaydı, Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer’in (r.a.) onun minberine çıkmalarına müsaade etmezdim, elimle onlarla savaşırdım [Rasûlullah’ın (s.a.v.) emri olduğu için]... Fakat Rasûlullah (s.a.v.) ne öldürüldü, ne de aniden öldü. Hastalığı bir kaç gün ve gece devam etti…

Müezzin ona namaz vaktini bildirmek içín geldiğinde, O Müslümanlara namaz kıldırtmak için Ebû Bekir’e (r.a.) emrederdi… Kaldı ki, benim orada olduğumu da görüyordu. Hanımlarından birisi (Hz. Ebû Bekir'in kizi Hz. Aişe validemiz) Rasûl-i Ekrem’e (s.a.v.), bu vazifeyi Ebû Bekir'den almasını söyleyince kızdı ve;

"Siz kadınlar, Hz. Yusuf'un başını derde sokanlarsınız; Ebû Bekir'i geçirin Müslümanlara namazı kıldırsın!" buyurdu.

Allah (c.c.), Peygamberinin (s.a.v.) ruhunu alınca, işimize baktık… Ve Rasûlullah’ın (s.a.v.) dinimiz için lâyık gördüğünü dünyamız için de seçtik.

Namaz, İslâm'ın aslıdır; o dinin emri ve dinin direğidir! Biz (bunun için) Ebû Bekir’e (r.a.) bîat ettik ve o bu işin ehliydi. İçimizden iki kişi dahi ona muhalefet etmedi. Ebû Bekir'e hakkını edâ ettim ve ona itaat etmesini bildim. Onunla beraber askerleri için de cihad ettim. Bana verdiğini aldım, savaşa gönderince gittim; onun emriyle had cezalarını kendi kamçımla yerine getirdim.

Ölünce, yerine Ömer (r.a.) geldi ve arkadaşının (yâni Ebû Bekir'in) yolunu takip etti, onun gibi hareket etti. Böylece Ömer'e bîat ettik ve içimizden iki kişi dahi ona muhalefet etmedi. Hiç birimiz de başkasını ona tercih etmedik. Ömer'e hakkını edâ ettim ve ona itaat etmesini bildim. Onunla beraber askerleri içinde cihad ettim. Bana verdiğini aldım, savaşa gönderince gittim; onun emriyle had cezalarını kendi kamçımla yerine getirdim.

Ömer ibnü’l-Hattab (r.a.) ölünce, Rasûlullah’a (s.a.v.) olan akrabalığımı, İslâm'da /önceliğimi ve bu işe liyâkatimi düşünerek bu hususta başkasının bana tercih edilmeyeceğini sandım. Öldükten sonra, onun yüzünden halifenin bir günah islememesi ve kendini mes’uliyetten kurtarmak için Ömer (r.a.) hilâfeti çocuğuna yasakladı… Ve yeni halifeyi seçmek üzere altı kişilik bir heyet seçti ki, ben onlardan biriyim. O isteseydi oğlunu seçebilirdi; yapmadı. Heyet toplanınca, kimsenin bana tercih edilmeyeceğini sandım. Abdurrahman b. Avf (r.a.), kimi halîfe tayin ederse (Abdurrahman b. Avf kendisi adaylıktan çekildiği için, ona halîfeyi seçme yetkisini heyet yani şûra vermişti) ona kesinlikle itaat edileceğine dair bizden söz aldıktan sonra, Osman b. Affan'ın (r.a.) elini tutarak, eline vurdu ve bîat etti... Ben de işime baktım. Ona itaatim ise, bîatimden önce oldu. Böylece Osman'a (r.a.) bîat ettik. Ona hakkını edâ ettim ve itaat etmesini bildim. Onunla beraber askerleri içinde cihâd ettim. Bana verdiğini aldım, savaşa gönderince gittim; onun emriyle had cezalarını kendi kamçımla yerine getirdim.

Osman (r.a.) vurulunca, kendi işime baktım. Rasûlullah’ın (s.a.v.) iki halifesi gitmiş, birisi de vurulmuştu!.. Haremeyn'deki (Mekke ve Medine'deki) ve iki bölgedeki Müslümanlar bana bîat ettiler. Bunun üzerine birisi ortaya atıldı ki, dengim değil; ne Rasûlullah’a (s.a.v.) olan akrabalığı benimki kadar yakın, ne ilmi benim ilmime denk ve ne de İslâm'daki önceliği benimki gibi eskiydi. Dolayısıyla ben bu işe ondan (yâni Muaviye'den r.a.) daha lâyıktım!" [Suyûti, Tarîhu'l-Hulefâ, el-Kahire, 1964, s. 177-178]

***

Değerlendirme

1. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), hilâfet mevzuunda kesin bir tavır takınmamış, kimseyi halife seçmemiştir. Nitekim Hz. Ali'nin (r.a.) yukarıda belirttiği gibi, o bu hususta bir emir vermiş olsaydı, onun emri kanun olduğundan, mutlaka yerine getirilirdi.

2. Namaz İslâm'ın aslıdır. Asılsız, yâni temelsiz hiç bir şey düşünülemediği gibi, namazsız bir İslâm tasavvur edilemez. Hz. Ali (r.a.) bunu delil kabul ederek, Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) namaz için seçtiği imâmı, devlet başkanı olarak da kabul ediyor.

3. Hz. Ali (r.a.), kendinden önce bîat ettiği halifelere kesin bir itaatle bağlı olduğunu, kimsenin de muhâlfetiyle karşılaşılmadığını ifade ediyor.

4. Hz. Ali (r.a.), Hz. Muaviye’den (r.a.) de kendisine aynı şekilde itaat istiyor ve hilâfete kendisinin lâyık olduğunu söylüyor. Ki doğrudur, hak onun yanındadır. Ama Hz. Muaviye (r.a.) da sıradan bir insan değildir, müçtehittir, kendi içtihadı yönünde hareket etmektedir. İçtihadı isabetli olmasada da…

5. Asırlardır Müslümanlara kabul ettirilmeye çalışıldığı gibi, Hulefâ-yı Râşidîn (r.anhum ecmaîn) hazeratı birbirine düşman değillerdir. Öyle olsaydı, yâni Hz. Ali, Hz. Ömer'i sevmeseydi ona kızı Ümmü Gülsüm'ü (r.anha) verir miydi? Allah'ın aslanı olan Hz. Ali'nin korkudan "takıyye" yapıp kızını Hz. Ömer’e verdiğini düşünmek abesle iştigâl değil de nedir? Hatta en azından onun adına büyük bir haksızlık olmaz mı?

6. Hulefâ-yı Râşidîn’in, o örnek halifelerin bir tek endişesi vardı:

İslâm'ı gereği gibi hakkıyla-layıkıyla yaşamak ve yaşatmaya çalışmaktı!

[Yazının hazırlanmasında faydalanılan kaynak: Prof. İhsan Süreyya Sırma, Tarih Şuuru]

Dört Halîfe’nin Seçimindeki Usûl ve Ayrıntılar, Hz. Ali'nin Bir Konuşması ve Halife Seçimindeki Görüşleri, bîat, Hz. Muaviye, devlet başkanı,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU