Zânî ve zâniye birbirleriyle evlenmek zorunda mıdır?

Zina eden kadın ve erkek birbiriyle evlenmeye mecbur mudur? Sünnî bir kadın Alevi bir erkekle evlenebilir mi?

Yazdığınız mesajın başlığı da muhteviyatı da gereksiz teferruat, faydasız bir sürü ilan ve itirafla dolu… Hatta sizi “fâsık-ı mütecâhir (günahını teşhir eden kişi)” durumuna sokacak tarzda hiç de hoş olmayan detaylar manzumesi… Benzetmemi mazur görün; âdeta bir Ehl-i Kitab’ın kiliseye gidip “papaza günah çıkartması”nı andıracak tarzda bir tablo görüntüsü arz etmiş. Onun için kısaltıp özetledim. Kusura bakmayın. Bundan sonra yazacağınız-yazacağımız sorularda da daha dikatli bir üslup kullanmaya gayret edelim.

Bu birkaç cümlelik girişten sonra isterseniz öncelikle yukardaki ifadelerimizde geçen “fâsık-ı mütecahir”in ne olduğuna bakalım.

Fâsık-ı mütecahir, nefsinin isteklerine uyup günahı açıkça işleyen veya işlediği günahı açıklayan kişi demektir. Bu gibiler, günahları açıkça işlemekle ya da işlediklerini alenen anlatmakla başkalarını da günaha teşvik eder duruma düşerler. Ve toplumun ahlâk yapısının sarsılmasında büyük rol oynarlar.

Muhakkak ki günahın gizlisi de açığı da kötüdür/fenadır; cezası/azabı vardır. Fakat günah açıkça işlenirse (veya gizli yapılmış olan günahlar başkalarına da anlatılırsa) bu, ‘günahları yaymak ve teşvik etmek’ demek olur. İşte bu çirkin huy, ayrı bir günah ve büyük bir cürümdür, vebâldir.

Bu gibilerin şerlerinden insanları ikaz etmek maksadıyla dinimizde, bunların gıybet edilmeleri bile caiz sayılmıştır.

Bir hadis-i şerifte (mealen); ‘Bir hata, bir kabahat gizlice yapılmış olunca zararı yalnız onu yapana ait olur. Fakat alenî yapılır da menedilmez ise, zararı âmmeye/herkese dokunur’ buyrulmuştur.

Bilinmesi gerekir ki; burası magazinel bir arena değil. Tamamen İslâm'ın itikat-amel-ibadet ve ahlâkıyla alakalı hususların ele alındığı bir platform. Onun için yazdıklarınızı kaldırıp başlığı ve soruyu değiştirdim, mutlak hale getirdim. Aynıyla yayımlamanın lüzumsuz-faydasız, hatta zararlı olacağını düşündüm. Sizin şahsınızda diğer okurların da bilmesini isterim.

***

Çocukluk döneminizde gerçekten çok kötü, çok talihsiz bir olay yaşamışsınız. Tabii ki bunda ailenizin büyük sorumluluğu, daha doğru bir ifadeyle ‘sorumsuzluğu’ var. Elbette ki vebalini-hesabını Mevla’ya verecekler. Bunda kuşkunuz olmamalı…

Ama mükellefiyet çağındayken (reşit iken), sizin ifadenizle sevgi adına, esas itibariyle nefsinize ve şeytana uyup işlediğiniz günahın büyüklüğü de malum. Fakat bunu uluorta ilan etmenin, toplum önünde itiraf etmenin yanlışlığı, çirkinliği de açık. Bunu ancak şer’î ahkâmın câri olduğu bir düzende, cezanızı çekmek üzere kadı (hâkim) önünde yapabilirsiniz. Nitekim Rasûlullah Efendimize (s.a.v.) bu hususta yapılan itirafları bilirsiniz, o da dört defa yapılan itirafı dört şahit hükmünde kabul buyurarak onları evli veya bekâr olmaları durumuna göre hadd (yüz sopa) ya da recm cezasıyla tecziye etmiştir. Şimdi böyle bir sistem câri ve mer’î olmadığına göre, bunu toplum önünde anlatmanın hiçbir anlamı da yararı da yok. Yukarıda belirttiğimiz üzere, bilakis zararı var. Hem sosyal hayatımız açısından hem de manevi bakımdan…

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, Riyâzu’s-Sâlihin’de İmam Nevevî’nin (rh.) naklettiği bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki: "Bir adam bir gece fenalığı yapıp da Cenab-ı Hak onu örtmüş iken, 'Ey filanca, ben dün gece şöyle-böyle yaptım demesi, suçunu ilan ve teşhirdir. Halbuki o, geceyi Allah'ın örtüsüne mazhar olarak geçirmişti. Allah'ın örttüğü bu suçu sabahleyin teşhir etmiş, açıklamış bulunuyor."

Hasılı; herhangi bir ayıp, kusur ve günahı işleyen kişi, bunu konuşmamalı, açıklayıp ilan etmemeli… Gizli kalmış isyanını açığa vurmamalı. Bu durumdaki bir mü’minin yapması gereken şey; bütün bunları sadece Rabbine itiraf ile pişmanlık içerisinde tevbe ve istiğfar etmelidir. İstiğfar ile, şirkin dışında affolunmayacak büyük-küçük hiçbir bir günah yoktur. Ama ısrar ile küçük günahlar bile büyür, ilan ile de tescillenir.

Size ve herkese/hepimize ‘Tesbih namazı’nı hatırlatmak isterim. Aslında hiçbir zaman ihmâl etmememiz gereken en büyük fiilî istiğfardır bu namaz. Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.), amcası Hz. Abbas’a tavsiyesi ve bu namazla ilgili bildirdikleri malum… Büyük-küçük, hataen-kasten, bilerek-bilmeyerek, gizli-âşikâre işlenen bütün günahlara keffarettir.

Kısacası dinimizde ümitsizliğe yer yoktur. Yeter ki yaptığımız yanlışlardan, işlediğimiz kötülüklerden pişman olup dönebilelim, tevbe ve istiğfarı ihmâl etmeyelim… İrademizi hep iyi ve hayırlı yönlerde kullanabilelim.

***

Zina eden kadın ve erkek birbiriyle evlenmeye mecbur mudur, sorunuza gelince…

Öncelikle şunu merak ettim; neden dini nikah istiyor da, resmi nikah demiyor o mahut kişi..? Burada bir bit yeniği yok mu sence? Bunu enine-boyuna düşünmelisin.

Şimdi de meselenin öbür cihetini ayrıca ele alalım.

Kur’an-ı Kerim’de buyruluyor ki: “Zina yapan erkek, zina yapan kadınla ya da bir müşrik kadınla evlenir; zina yapan kadın da zina yapan bir erkekle ya da müşrik bir erkekle evlenir.” [Nûr suresi, 3]

Peki kişi, sizin durumunuzda olduğu gibi, zinanın günah olduğuna/haramlığına inanıyor ve bu çirkin fiili hafife de almadığı halde, sırf nefsani arzularına uyarak bu yola sapmış birisiyse ve sonradan da tevbe-i nasuh ile tevbe ederse hüküm ne olur?

Yukarda mealini kaydettiğimiz ayeti son asrın büyük müfessiri Elmalı’lı merhum tefsirinde, farklı görüşleri maddeler halinde naklederek uzun uzadıya anlatmış ve son olarak da 7. maddede neticeyi şöyle açıklamıştır:

“7. Şimdi bunu özetlemekle ayetin manasını tesbit edelim. Burada üç kısım insan vardır:

a) Müşrikler,

b) Zinayı helal kabul edip hafife alanlar,

c) Bir de böyle olmayanlar (mü’min olup, günah olduğunu bilerek ve kabul ederek tevbekâr olanlar).

Birincisi: Herhangi bir mü’min erkeğin veya mü’min kadının, şirk koşan bir kadın veya şirk koşan bir erkekle nikahı sahih olmaz, kesinlikle haramdır, o bir zina olur.

İkincisi: Zina eden erkek ve zina eden kadın, ayetin nüzûl sebebi olan kerhaneciler ve sermaye olarak kullandıkları kadınlar gibi zinayı helal gören veya zinayı hafife alan takımdan ise, haramlığı nass ile açıklanmış olanı helal kabul etme veya hafife alma küfür olduğu için, bunlar müşrik hükmünde olduklarından, nikahları nikah olmaz, kesinlikle haramdır, müşrik nikahı gibidir. Onun için ayette zina eden erkek ve kadın, müşrik erkek ve kadına denk tutulmuş; "Bu, mü’minlere haram kılınmıştır" buyurulmuş. Ayet bu iki kısmın nikahının haram oluşuna delildir. Ancak gerçekten tövbe etmiş olanlar başkadır.

Üçüncüsü: Helal sayma veya hafife alma gibi küfür delili olmayarak zinası tesbit olunmuş, önceden de başından hiç nikah geçmemiş ise, iffet sahibi mü’minlerin bunları nikahlamaları ‘tahrimen mekruh’, fakat nikahları sahih olur. Ayetin tahriminin bu kısmı içine aldığı hususunda bir çeşit şüphe vardır. Onun için içtihada yol açmıştır.

İşte zikredilen ihtilaf, bu kısım hakkındadır. Yalnız Hz. Aişe, İbn Mes’ud ve Bera b. Âzib (r.anhum) hiçbirisinde (başkasıyla) nikahlanmayı uygun bulmamış, bu kısmın haramlığını da diğer iki kısım derecesinde tutmuşlardır.

Özetle söylemek gerkirse;

Zinayı helal sayanlar, hafife alanlar, ancak zina eden biriyle evlenmelidir.

Fakat zinanın haram ve büyük günah olduğunu kabul edip nefsine uyarak zina eden bir mü’minin, zina etmeyen birisiyle evlenmesi, tahrimen mekruh olmakla birlikte helâldir. Zina ettiği insanla evlenmeye mecbur değildir. Hz. Ebu Bekir Sıdîk, İbn Ömer, İbn Abbas ve Câbir'den (r.anhum) ve Tavus, Said b. Müseyyeb, Câbir b. Zeyd, Ata, Hasen'den ve dört İmam'dan (rahımehumullah) naklonunan görüş te caiz oluşu yönündedir. [Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkami'l-Kur'an, XII, 169; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensur, VI, 126-130]

***

Söz konusu kişiyle evlenme meselesinin cevabı için de lütfen aşağıdaki linke bkz. Kararınızı ona göre veriniz. http://www.mollacami.net/soru-ve-cevaplar-324.html


evlenmek, tevbe-i nasûh, fâsık-ı mütecâhir, zânî, zâniye, ‘tahrimen mekruh’, nikahları sahih, muhteviyat, teferruat, ‘günahları yaymak ve teşvik etmek’, ilan, itiraf, Allah'ın örttüğü,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU