Nerede, ne zaman ölüneceği ve mahlukatın adedi

Hocam, insanın öleceği yeri ve zamanı bilmesi mümkün mü? O yer ve zaman değişebilir mi? Bir salavatta Peygamberimize, “yaratıkların sayısınca salat olsun” cümlesi de var. Yaratıkların sayısı biliniyor mu? Yalçın Çaylak - Tşk. ederim. Slm

Hayır, bilemez; çünkü, “beş bilinmeyenler”den birisi de, “…hiç kimsenin nerede (ve ne zaman) öleceğini bilememesi”dir. Cenab-ı Hak öyle takdir etmiş. Tabii O’nun bildirdikleri hariç… Allah Teala, kime neyi ne kadar bildirirse, o da o kadarını bilebilir. Fazlasını değil elbet…

***

Günümüzde bazıları, “(Rasûlüm) De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” [En’âm suresi, 50] ayetini öne sürerek, Rasûlullah Efendimizin de gayba dair bir şey bilmeyeceğini söyleyebiliyorlar.

Oysa söz konusu hususları, iki cihan güneşi âlemlere rahmet Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) bilmesi bir yana, evliyâullahın insanın kalbinden geçeni bilmesi bile haktır ve gerçektir. Buna “keşf-i zamâir, keşfu mâ fî’l-kulûb” denilir. Tasavvufa dair pek çok eserde, evliyânın terâcim-i ahvâli / biyoğrafileri anlatılırken çeşitli misalleri bol bol anlatılır.

***

Ayrıca Batılı bilim adamları / müsteşrikler dahi, buna benzer olağanüstü olayları bilimsel olarak tespit etmişler, kabul etmektedirler.

***

Yine “içini okumak”, “telepati”, “mâlum olmak” gibi isimlerle halkımız da bilir bu incelikleri...

***

Bu söylenenlerin hiç biri şeriata da aykırı değildir. Kulun, nâfilelerle Allah’a yaklaşmasına dair olan meşhur hadîs-i kudside Allah Teâlâ, “...O âbit ve zâhit kulumu sevdiğim zaman onun gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olurum; benimle görür, benimle işitir, benimle söyler, benimle tutar, benimle yürür.”[Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadis no: 2042] buyuruyor ya, işte bu hâl odur!

Tabii “gayb” kelimesinin anlamını ve gaybın çeşitlerini tam olarak bilmedikleri için yanılıyor, bu çıkmaza düşüyorlar...

“Mutlak gayb”ı elbette ki ancak Allah (c.c.) bilir, bildirmezse peygamberler de evliyâullah da bilemez... Ama Rabbü’l-âlemin kime bildirirse, Onun bildirdikleri de tabii ki bilir. Bir kimsenin kalbinde, zihninde, niyetinde, içinde sakladığı şey “mutlak gayb” değildir; dolayısiyle bilinebilir, okunabilir.

***

Bir başka husus da şudur:

Bir mevzuda araştırma yaparken konuyla ilgili bütün detaylar toplanmazsa, doğru sonuca ve hakikate ulaşılamaz.

Bir âyet-i kerîmeyi delil olarak ileri sürüp o mevzudaki başka âyetleri dikkate almamak noksanlıktır, kusurdur, mânevî bakımdan da büyük tehlikedir. Evet, sûre-i En’âm’ın 50. âyet-i kerîmesinde: “(Habibim) De ki: ben size yanımda Allah’ın hazineleri var demiyorum, gaybı da bilmem, ben bir meleğim de demiyorum, ben bana vahyolunandan başka şeye ittiba etmem...” buyruluyor ama...

...Yûsuf suresinin 96’ıncı âyetinde de Hz. Yakub’un; “... Ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (bana bildirildiği için) biliyorum” dediği anlatılıyor.

***

Evvelînin ve âhirînin ilimleri Allah Teâlâ’nın bildirmesiyle kendisine mâlum olan şânı yüce Peygamberimizin, eksik ve yanlış tefsirlerle sıradan insanlar gibi sanılması… Olağanüstü istidat-kabiliyet, hususiyet ve meziyetlerinin kabul, itiraf ve teslim edilmemesi çok büyük hata olur!

Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) hayatında, hadîs-i şerîflerinde onun karşısındakinin kalbini, müşriklerin aralarındaki gizli konuşmaları, uzaktaki hadiseleri bildiğine, gördüğüne ve ümmetine anında haber verdiğine dair sayısız misâller vardır. Sahâbe-i kirâm (r.anhum) hakkında da bu konuya dair sahih rivayetler naklolunmuştur. Peygamber vârisi olan evliyâullah da bu türlü meziyetlere sahip olagelmişlerdir, sahih tasavvuf kitaplarında yazılıdır.

***

Keza, ölümle ilgili “yer” ve “zaman” da değişmez.

Ebû İzze (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: ‘Allah Teala bir kulun, yeryüzünde bir yerde ölmesini takdir etti mi, onu oraya –veya ‘orada bulunan bir şeye’ dedi– muhtaç kılar.” [Tirmizî, Sünen, Kader, 11, Hadis no: 2148]

Hadis-i- şerif, mutlak manada kişinin nerede öleceğini bilemeyeceğine, başkaları tarafından da bilinemeyeceğine işaret etmektedir.

İnsanın kaderinde nerede öleceği yazılmışsa, Hz. Mevlâ onu o yere/mekâna muhtaç kılıyor… Veya ancak orada görebileceği/giderebileceği bir ihtiyaç meydana getiriyor o kişide... Bu ihtiyacını görmek üzere oraya giden kimse, eceline orada kavuşmakta, orada vefat etmektedir.

Hani Türkçemizde de meşhurdur ya; “Eceli çekti” deriz böyle durumlarda…

***

Mahlukatın/yaratıkların adedini de ancak Cenab-ı Hak bilir. Bir de –yukarıda açıkladığımız üzere– Onun bildirdiği / bildirdikleri bilebilir…

İbn Amr İbnü’l-Âs (r.anhüma) anlatıyor:

“Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: Allah (c.c.) mahlukatın miktarlarını, gökleri ve yeri yaratmazdan 50 bin sene evvel, Arş’ı da (henüz) su üzerinde iken yazdı.” [Müslim, Sahih, Kader, 16, Hadis no: 2653; Tirmizî, Sünen, Kader, 18, Hadis no: 2157]

Gene bunu da Rasûllerinden-dostlarından kime bildirirse, elbette ki onlar da bilebilirler.

Ama başkaları asla!..

Daha geniş bilgi için bkz.: http://www.mollacami.com/konu/gayba-iman-mugayyebat-i-hamse-fal-ve-falc-

Beş bilinmeyen, keşf-i zamâir, keşfu mâ fî’l-kulûb, müsteşrikler, telepati, İçini okumak, Nerede, ne zaman ölüneceği ve mahlukatın adedi,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU