Ferâiz İlmi: İslâm’da mîras Hukuku

Hocam, feraiz ilmi ve önemiyle ilgili bilgi verebilir misiniz? Günümüzde üzülerek görüyoruz, bu konuya pek de gereği gibi dikkat etmiyor Müslümanlar.. Tşk ederim. Slm

Ferâiz, yani Allah’ın (cc) farz kıldığı haklar…

‘Mirâs, verâset, tevârüs, mûris, vâris’ aynı kökten yani ‘irs’ masdarından meydana gelen kelimelerdir. Masdarının lûgat manası; geçmek, halef olmak (birinin yerine geçmek) ve intikâl etmektir.

İslâm hukuk lisanında mîras, ölenin geride bıraktığı mal ve haklardır. Bir kimsenin malının ölümünden sonra şer'î mîrasçılarına intikal etmesi demektir.

‘Mîras’, verâset yoluyla geçen şey, ölenin bıraktığı mal-mülk. Bu kelimenin cem’îsi / çoğulu da ‘mevârîs’ gelir.

‘Verâset’, vâris olma/mîrasçılık…

‘Tevârüs’; karşılıklı mîrasçı olmak veya bir kimsenin diğerine mîrasçı olması…

‘Mûris’, mîras bırakan…

‘Vâris’ de mîrasçı demektir.

Gene Ferâiz tabirlerinden olan ‘terike’ ise, ölenin bıraktığı mîras anlamında kullanılır.

***

Yazımızın başında da işaret ettiğimiz üzere, mîras ilmi anlamında kullanılan başka bir isim de ‘Ferâiz’dir. Bunun müfredi/tekili olan ‘farîza’; farz, belirli pay, hisse demektir. Ferâiz, İslâm mîras hukuku tabiri/terimi olarak kullanıldığında, belirli mîras hisseleri anlamını ifade eder.

Bu ilme ‘ferâiz’ denmesi, mîras âyetindeki; "(Bu hükümler ve hisseler) Allah'tan birer farîzadır. Şüphesiz ki Allah hakkı ile bilendir. Yegâne hüküm ve hikmet sahibidir" [Nisa suresi, 11] ifadesi ile, Ferâiz ilmini öğreniniz" [Tirmizî, Sünen, Ferâiz, 2; İbn Mâce, Sünen, Ferâiz, 1] hadisindeki ‘ferâiz’ mefhumu/kavramı sebebiyledir.

Hasılı; mîras veya ferâiz ilmi fıkıh tabiri olarak; ölenin geride bıraktığı mal ve hakların belli ölçülerle, şer'î mîrasçılara bölünmesinden söz eden bir ilimdir. Ferâiz ilminin gayesi, hak sahiplerine haklarını ulaştırmaktır. Buna mîrasın paylaştırılması/bölüştürülmesi denir.

***

mîras hukukunun dayandığı deliller

mîras; Kitap, Sünnet ve İcmâ’ delillerine dayanır. mîras hukukunda, icmâ’ bulunmadıkça kıyas veya içtihad yoluna gidilmez.

1. Kur'ân-ı Kerîm'den deliller:

mîras hükümleri en-Nisâ Sûresinin 7, 11, 12 ve 176. âyetleri ile el-Enfal Sûresi'nin 75. âyetinde şu şekilde belirlenmiştir:

(a) Çocuklar ve ana-babanın mîrası: "Allah size evlâtlarınızın mîras taksimi hususunda, erkeklerin paylarının kızların iki katı olmasını emretmektedir. Eğer bütün çocuklar kız olup ve sayıları ikiden fazla ise, bunların payı ölenin bıraktığı malın üçte ikisidir. Eğer mîrasçı bir tek kız ise mîrasın yarısı onundur. Eğer ölen ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana ve babanın herbirini terekeden payı altıda birdir. Şayet ölenin çocuğu bulunmayıp da, mîrasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten soma hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilemezsiniz. Bu, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi çok iyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir" [Nisâ suresi, 4/11]

(b) Karı-kocanın mîrası: "Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mîrasın yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa bıraktıkları mîrasın dörtte biri sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa borcu ödendikten sonradır. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mîrasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şayet çocuklarınız varsa, bıraktığınız mîrasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir" [Nisâ suresi, 4/12]

(c) Kardeşlerin mîrası: Kelâle adı verilen kardeşlerin mîrası, ana bir kardeş veya ana-baba bir yahut baba bir kız kardeş olmak üzere iki statüde toplanmıştır. Kelâlenin mîrasçı olmasında ön şart, mîras bırakanın baba veya erkek çocuklarının bulunmamasıdır.

Ana bir kardeşlerin mîrası şöyle belirlenmiştir: "Eğer ölen bir erkek veya kadın, erkek usül veya fürûu bulunmaksızın mîrasçı olunuyorsa, kendisinin (ona bir) erkek veya (ana bir) kız kardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin mîras payı terekenin altıda biridir. Eğer bu kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mîrasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak paylaşırlar. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır"[ Nisâ suresi, 4/12]

Yukarıdaki mîras düzenlemesinin arkasından, aynı âyetlerin devamında, müeyyide niteliğinde şu iki âyet yer alır:

"İşte bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Kim, Allah'a ve Rasûlûne itaat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada ebedî kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur" (en-Nisâ, 4/13). "Kim, Allah'a ve Rasûlüne isyan eder ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu, ebedi kalacağı cehennem ateşine koyar. Ve onun için azaltıcı bir azap vardır" [Nisâ suresi, 4/14]

***

2. Sünnet’ten delili:

Sevgili Peygamberimizden (s.a.v.) mîrasla ilgili çeşitli hadisler nakledilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

"mîras paylarını, hak sahiplerine veriniz. Kalan miktar, en yakın erkek hısımındır." [Buhârî, Ferâiz, 5, 7, 9, 10; Müslim, Ferâiz, 2, 3; Tirmizî, Ferâiz, 8]

“Müslüman kâfire, kâfir de Müslümana mîrasçı olamaz." [Buhârî, Sahih, Hacc, 44, Meğâzî, 48, Ferâiz, 26; Müslim, Sahih, Ferâiz, I; Ebû Dâvud, Sünen, Ferâiz, 10; Tirmizî, Sünen, Ferâiz, 15]

"İki farklı dine mensup olanlar birbirine mîrasçı olamaz." [Ebû Dâvud, Sünen, Ferâiz, 10; Tîrmizî, Sünen, Ferâiz, 16; İbn Mâce, Sünen, Ferâiz, 6; Dârîmî, Sünen, Ferâiz, 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 187, 195]

Mikdâm b. Ma'dikerîb (v.87/705) zevi'l-erham'la ilgili şu hadisi nakletmiştir: "Kim bir mal bırakırsa, bu mîrasçılarınındır. Ben, mîrasçısı olmayanın mîrasçısıyım. Gerekliği durumda diyetini öderim ve mîrasçısı olurum. Dayı, mîrasçısı olmayanın mîrasçısıdır. Onun diyetini öder ve ona mîrasçı olur" (Ebû Dâvud, Ferâiz, 8; Tirmizi, Ferâiz, 12; İbn Mâce, Diyât, 7, Ferâiz,9; Ahmed b. Hanbel, Müsned I, 28, 36, IV, 131).
3. İcmâ’ delili:

Bir tane ninenin tek başına altıda bir pay alacağı, ikiden fazla ninelerin altıda bir hisseyi aralarında eşit olarak paylaşacakları esası Sahabe ve Tâbiînin icmâı ile sabittir. Hz. Ebû Bekir’in (r.a. v.13/634) halifeliği sırasında mevzu tartışılmış, Hz. Peygamber'den, altıda bir uygulaması nakledilince, bu yönde görüş birliği oluşmuştur. [el-Mevsilî, el-İhtiyâr, Kahire, yyy., V, 90; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul, 1983, s. 483]

***

Kısacası ferâiz ilminin önemi büyüktür. Çünkü kişinin, hayatta iken yaptığı muamelelerin, ölümünden sonra devamı mahiyetinde/niteliğindedir bu ilim dalında ele alınan/işlenen meseleler...

Eğer yüce dinimizin mîras hukukuna göre paylaşmayacak olursak ölenlerimizin terekelerini, işin içine hem Allah hukuku hem de kul hukuku girmiş olur. Her ikisinin de vebâli büyüktür. Hele de kul hukukunun…

Ayrıca ferâiz ilmi, kolay öğrenilebilmesine karşılık çok da çabuk unutulabilen bir ilim dalıdır. Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

"Ferâiz ilmini öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz. Çünkü o, ilmin yarısıdır, unutulur ve o, ümmetimden kaldırılan ilimlerin ilki olacaktır." [Tirmizi, Sünen, Ferâiz, 2; İbn Mâce, Sünen, Ferâiz, 1; Dârimi, Sünen, Ferâiz, Buhârî, Sahih, Ferâiz, 2; Ebû Dâvud, Sünen, Ferâiz, 1]

Bu ilim dalına da gereken önemi vermeli, onu yaymaya çalışmalı ve Müslümanlar arasında uygulanabilmesi için de gayret sarf etmeliyiz.



Mûris, vâris, Ferâiz İlmi: İslâm’da mîras Hukuku, Mirâs, verâset, intikal, tevârüs, irs,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU