Sahabe efendilerimiz hakkında...

Selamün Aleyküm...
Hocam, sahabe efendilerimizin hepsi müctehid miydi, değil miydi? Malumat verebilir misiniz?
Selam ve dua ile...

Değerli kardeşim;

Sorduğunuz meseleyle ilgili olarak, meşhûr âlim ve velîlerden Ebû İshâk eş-Şîrâzî (D.Firuzâbad 1003-V.Bağdat 1083) hazretleri, Tabakâtu'l-Fukahâ (s 35-36) isimli eserlerinde şu dikkat çekici bilgilere yer vermektedir:

"Ashâbın (r.anhum) Rasûlullah'tan (s.a.v.) naklettikleri sözler ve O'nun, ibâdet ve diğer mevzulardaki davranışları ile ilgili vasıflandırmalar üzerinde durup düşünen herkes, onların fıkıh bilgilerini ve üstün vasıflarını kesin olarak öğrenmiş olur. Şu var ki, ashâb arasında fetvâ ve hüküm vermek, helal-haram mevzuunda söz söylemekle meşhur olanları, belli bir zümreden ibarettir".

Yani demek istiyor ki; ashabın hepsi müçtehit değildir.

***

İmam Gazali (rh.) hazretleri de fıkıh usûlüne dair olan eseri el-Menhûl’de (s 469-470) bu mevzuda şu açıklamalarda bulunuyor:

"Râşid halîfelerin(r.anhum) müçtehit oldukları açık olarak bellidir; çünkü müftî ve müçtehit olmayan bir kişi, devlet başkanlığına ehil olamaz. Sahâbe zamanında fetvâ verenler de müçtehittir; Abâdile [1], Zeyd b. Sâbit, Muâviye (r.anhum) hazeratı bunlardandır; sonuncusunu bir meselede İmam Şâfiî (rh.) taklid etmiştir.

“Hz. Ömer'in (r.a.) halîfe namzedini/adayını tesbit etmeleri için tayin ettiği kişilerin (Talha, Zübeyr, Sa'd b. Ebî-Vakkas, Ali, Osman ve oğlu Abdullah İbn Ömer r.anhum) de müçtehit oldukları söylenmiştir. Kadı'nın (Ebû Bekir el-Bakıllânî rh.) dediğine göre Ebû Hureyre (r.a.) müftî (müçtehit) değil, hadîs râvilerindendir. Bu mevzuda, bizce kaide şudur:

‘Onların yaşadığı asırda kim fetvâ verdi ve bundan menedilmedi ise, o kişi kesin olarak müçtehittir. Fetvâ vermeye hiç kalkışmamış olan ise kesin olarak müçtehit değildir. Fetvâ verip vermediği hususunda tereddüdümüz olanların, müçtehit olmaları noktasında da tereddüdümüz vardır.’

“Ashâb-ı kirâmın (r.anhum) bir kısmı kendilerini ibâdete vermişler, ilim ile meşgul olmamışlardır. Bir kısmı da ilimle daha çok meşgul olmuşlardır. İçlerinden amel ile meşgul olanlarda içtihat derecesi yoktur. İlim ile meşgul olan ve fetvâ verenler ise müçtehittirler".

Görüldüğü üzere İmam Gazali (k.s.) hazretleri de yine ashabın tamamının müçtehit olmadıklarını ifade ediyor.

***

Zâhidü’l-Kevserî (rh.) hazretlerinin beyanıyla da muhakkık ulema, sahabeden içtihat seviyesine yükselenlerin sayısının 20 civarında olduğunu söylemişlerdir.

Meselenin zâhirî/ilmi vechesi böyle olmakla birlikte bâtınî/manevi vechesi tabii ki bambaşka… O apayrı bir hal! Nitekim Sevgili peygamberimiz, “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete erersiniz.” buyurmuşlardır. [Feyzu'l-Kadîr, 4, 76 ; İbn Abdi'l-Berr, Câmi'u'l-İlm'de kaydetmiştir; Benzer bir rivayet için bkz. Müslim Fedâilü's-Sahabe, 207]

Binaenaleyh sahabenin (r.anhum) hepsinin müçtehit olduğunu söylemekle, sahabeyi yüceltmiş olmayız; hepsi müçtehit değildi demekle de onların şanından bir şey eksilmiş olmaz...

Ashab-ı kiramın manevi ciheti ile alakalı birkaç söz:

İbni Hacer-i Mekkî (rh.) der ki: “Ashab-ı kiramın nail oldukları yüksek şerefe başka hiç kimse kavuşamaz. O şereften birisi, Rasûlullahın mübarek nazarları onlara işlemiş ve hepsine manevi imdat ile yardım etmiştir. Bu hususiyet, onlardan başkasında bulunmuyor…. Kur’an-ı kerimde, ‘Allah Onların hepsinden razıdır’ buyuruldu...” [es-Savaiku’l-Muhrika)

Ehl-i sünnet âlimlerinin en büyüklerinden ve itikadda müçtehit olan İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri buyuruyor ki: “Ashab-ı kiram, sohbette, daha ilk günde, öyle şeylere kavuştu ki, sonra gelen en büyük Evliya, en nihayette, ancak, bundan bir parçaya kavuşabildi. İşte budan dolayıdır ki, Vahşi, Hazret-i Hamza’yı (r.anhuma) şehit etmişken, Müslüman olunca, bir kerecik sohbetle şereflendiği için, Tâbiinin en üstünü olan Veysel Karani’den (k.s.) daha üstün oldu, çünkü sohbetin fazileti, bütün faziletlerin ve kemâllerin üstündedir.” [el-Mektubat, 1, 66, 1, 210]

Muhammed Masum Faruki (k.s.) hazretleri de, “Ashab-ı kiramın hepsi fena fillah makamına yükselmiştir. Bu marifete (mertebe ve dereceye) kavuşanlara müjdeler olsun!” [el-Mektubat, 2,6]

***

Burada ayrıca hatırlamak ve hatırlatmakta fayda mülahaza ediyorum; fukahanın da çeşitli tabakaları vardır, hepsi aynı derece ve mertebelerde değillerdir.

Tabakat-ı fukaha, fakihlerin mertebeleri demektir. Hanefî âlimleri bu noktada fakihleri yedi mertebeye ayrılırlar:

1) Müçtehit fi’ş-şer'i: Mutlak müçtehit demektedir. Bu tip müçtehit Kur'an-ı Kerim ile sünnetin ışığı altında bir takım usûl ve kaideler tesis ederek bir yol çizmiş ve şer’î meseleleri ona irca' etmiştir. Bu durumda olanarın sayıları çoktur. Kesin bir rakam vermek mümkün değildir. İmam-ı A'zam, İmam Malık, İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel, Süfyan-ı Sevri, Süfyan b. Uyeyne, Said b. Müseyyeb (rahımehumullah) bunlardandır. Ancak bunların bir kısmının mezhebi yayılamadı, bir kısmı yayılıp bir müddet devam etti, bilahare silinip gitti. Bir kısmı ise devam etmektedir. Bunlar da İslâm âleminde meşhur olan dört mezheptir.

2) Müçtehit fi’l-mezheb: Bunlar şer'î delillere baş vurduklarında içtihat edebilecek bir istidada sahip kişilerdir. Ancak bir müçtehid-i mutlakın tesis ettiği halde ve usulüne göre ictihadda bulunurlar. İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve İmam Müzenî (rahımehumullah) gibi zatlar bu mertebedendir.

3) Müçtehid fi’l-mes'ele: Mesailde içtihad gücüne sahip kişilerdir. Ne usûlde ne de fürû'da müçtehid-i mutlaka muhalefet edemez. Yalnız müçtehidin görüşü bulunmayan meselelerde onun kaide ve usûlüne uygun bir şekilde içtihat edebilir. Tahtavî, Serahsî ve Kerhî (rahımehumullah) gibi âlimler bu tabakaya dahildirler.

4) Muharric: Bu tabakaya dahil olan fukaha içtihada kadir değildir, fakat müçtehitten gelen ve birkaç ihtimali bulunan kavlin ibhamını (kapalılığını) izale edip açıklayan kimselerdir. Razî ve Cürcanî (rahımehumallah) gibi ulema bu tabakaya dahildirler.

5) Muraccih: Bu tabakaya dahil olanlar içtihada kadir olmamakla beraber, müçtehitten gelen iki görüşten birisini delillere dayanarak tercih edebilen kimselerdir. Kuduri ve Hidaye sahibi Mergınânî gibi ilim erbabı bu tabakaya dahildirler.

6) Mümeyyiz: Bu tabakadaki fakihler de, yukarıdaki rütbelerden birisinde olmadığı halde, zâhir el-Mezheb, zâhir el-Rivâye ve rivâyet-i nâdıreyi birbirinden fark eden ve bilen kimselerdir. Muhtar ve Kenz sahibi zevât bu tabakadan sayılırlar.

7) Sade mukallid: Bu sınıftaki fakihler yukarıda zikredilen mertebelerden hiç birisine yetişememiştir. Ancak; mezhebin mesailini ezberleyip eserlerinde derleyen kimselerdir. Haskefî ve İbn Âbidîn gibi âlimler bu tabakaya dahildirler.

Şâfiî mezhebine göre ise fakihlerin durumu üç mertebeye ayrılır:

1- Müçtehid-i mutlak,

2- Müçtehit fi’l-mezhep,

3- Müçtehit fi’l–Mesail veya Müraccıh'tır.



DİNNOT:
[1] Abâdile: Adları Abdullah olan fakîh ve muhaddis dört sahâbî. Abâdile, Abdullah kelimesinin çoğulu olup "Abdullahlar" anlamına gelmektedir. Ashâb içinde iki yüz kadar Abdullah adında sahâbî bulunduğu halde Abâdile denilince fıkıh ve hadîs'te Abdullah adını taşıyan üç veya dört sahâbî kasdedilmiş ve bunlar bu isimle şöhret bulmuşlardır. Bunlar; Abdullah İbn Abbâs (ö. 65/687-688), Abdullah İbn Ömer (ö. 74/693), Abdullah İbn Amr (ö. 65/687-688) ve Abdullah İbn Zübeyr (ö. 73/692)'dir (r.anhum). İslâm âlimlerinden bazıları Abdullah İbn Zübeyr yerine Abdullah İbn Mes'ud (ö. 32/652-653)'u Abâdile'den kabul etmektedirler. Fakat İbn Mes'ud'un Abâdile'den olmadığı kanaati daha yaygındır. [Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, I, 27]
Bu büyük sahabîler İslâm fıkhına olan vukûfiyetleri ve verdikleri fetvalarla meşhurdurlar. Bu sahâbîler Rasûlullah (s.a.v.) devrinin genç, dinamik, gayretli, ilim ve ibâdete son derece düşkün kimseleriydi. Bu Abdullahlar, Cenâb-ı Hakk'ın bir lûtfu olarak Rasûlullah'tan (s.a.v.) sonra uzun müddet yaşamış ve diğer büyük sahâbilerden de öğrendiklerini kendilerinden sonra gelen nesillere öğretmişlerdir. Abâdile, herhangi bir İslâmî problemin çözümünde aynı görüşü belirtmiş ve aynı paralelde içtihât etmişlerse onların bu görüşüne, "Abâdile'nin görüşü" denir. Bu tabir fıkıh usûlünde yerleşmiş bir deyimdir.

müçtehit, sahabe, içtihat, fukaha, tabakat, zümre, el-Menhûl, Tabakâtu'l-Fukahâ,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU