Fıkh-ı Ekber, Aliyyü'l-Karî Şerhi

sitenin adı http://www.darulkitap.com/kitap-indir/akaid-kitaplari.html

hocam siteye girmek için şunları yapmanız lazım(bu konu benim için çok önemli lütfen yapın sizede faydalı olabilecek bir sitedir

bilgisayarınız windows xp çalıştırıyorsa

Ağ Bağlantılarını sağ tuşla tıklayın, özelliklerine girin,
Yerel Ağ Bağlantısını sağ tuşla tıklayın özelliklerine girin,
TCP/IP iletişim kurallarını çift tıklayın
Aşağıdaki DNS sunucusunu kullan tıklayın
Yeğlenen DNS sunucusuna şunu yazın: 4.2.2.1
Diğer DNS sunucusuna şunu yazın: 4.2.2.2

eğer vistaysa yada w 7 :

1.sağ alttaki ağ simgesine sağ tıklayın ve ağ ve paylaşım merkezini açın
2.ağ bağlantılarını yöneti tıklayın
3.yerel ağ bağlantısına sağ tıklatıp özellikleri açın ve internet protokolü sürüm 4 ün üstüne gelip alttan özellikleri tıklatın
4.alttaki bölümde aşağıdaki dns sunucusu adreslerini kullana tıklatıp oraya bahsi geçen sayıları yazın.

Sevgili kardeşim;

Buradaki kitap indirme tarifin de sorularına benzemiş. Benim o tip şeylerle uğraşacak vaktim yok. Sen onu indirdiğine göre, bir word dosyasına aktar ve halisece@gmail.com adresine gönderiver bizahmet.

Söz konusu kısmı da bold olarak işaretleyiver. Selamlar...
27 Haziran 2012 Salı

*******

Ertesi gün: 28 Haziran 2012 Çarşamba

Kıymetli kardeşim;

Hem “bu konu benim için çok önemli” diyorsun, hem de dünden bu yana net’ten indirdiğini söylediğin kitabın bir kopyasını g-mail adresime göndermiyor ya da gönderemiyorsun! Demezler mi insana, “bu ne perhiz ne lahana turşusu” diye…

Kusura bakma ama, nezdimde inandırıcılğını yitirmek üzeresin.

Buna rağmen ben yine de uğraştım, kütüphanemi araştırdım-karıştırdım… Rahmetli dedemden tevarüs eden eserler arasında Ebu’l-Münteha Ahmed b. Muhammed b. el-Mağnîsâvî (Manisa'lı) rahımehullah hazretlerine ait, hayli eski ve yıpranmış bir Fıkhu’l-Ekber Şerhi’ne rastladım. Hicrî 930/Miladî 1523 yılında tamamlanan bu şerh, Osmanlı dünyasında çok meşhur olmuştur. Kitabın 30’uncu sayfasında bahis mevzuu yeri buldum, senin kopyaladığın Fıkh-ı Ekber metninin tercemesiyle karşılaştırdım. Tercemede bazı küçük farklılıklar olmakla birlikte, esasa taalluk eden bir durum gözükmüyor.

Ancak şerhi kontrol imkanım olmadı, çünkü Aliyyü’l-Kari Şerhi bende mevcut değil. Ama Ebu’l-Münteha’nın (rh.) açıklamaları daha bir geniş ve müdellel. Dolayısiyle ondan yararlandım. Her neyse…

***

Gelelim senin kopyaladığın terceme üzerinden metnin tahliline…

Dilersen, daha kolay anlayabilmek/anlatabilmek adına metni parçalara bölüp maddeler halinde ele alalım. Deniliyor ki:

1- “{Bir kimse Tevhid ilminin ince noktalarında bir şüphe içine girerse, soracağı bir âlim buluncaya kadar o durumda, ‘Allah katında en doğrusu hangisi ise ona inanıyorum’, demesi gerekir.”

Bu cümlede anlaşılmayacak bir şey var mı? Bence hayır. Zira bırakınız yüksek ve orta derecedeki akıl sahiplerini, en düşük anlayış seviyesindeki bir mü’min bile bunu anlamakta zorluk çekmez.

Burada dile getirilen hususla alakalı misal olarak, en basitinden, şahsen şu an içinde bulunduğun-yaşadığın durumu, süreci göz önüne alabilirsin… Öyle değil mi?

2- “Kendisinden bilgi öğreneceği ‘ilim adamı’nı aramak işini tehir etmek caiz değildir. Böyle bir kişi, sorup araştırmadan beklediğinden ötürü mazur kabul edilemez. Allah'ın sıfatlarından herhangi biri hakkında bilgi sahibi olmadığı halde bir ilim adamını araştırmayıp beklerse, bir şüphe mânasına geleceği için böyle bir kimse kafir olur.}”

Var mı bu ifadelerde de anlaşılmayacak, karışık ve karmaşık bir durum? Bütün samimiyetimle söyleyeyim; mesele gayet açık. Bunları izaha kalkışmak zait, abes ve yersiz olur bence… Bununla birlikte gene de bir şeyler anlatmak gerekirse; mü’minin, ‘Allah’ın Zâtî ve Sübûtî sıfatları’yla ilgili bilgisinin olması gerektiği yazılmış. Malumunuz, bir mü’minin bunları bilmesi vaciptir. Bilmediği halde öğrenmemesi, öğrenecek birilerini araştırmayıp beklemesi de, şüphe ve tereddüt manasına geleceği için, kişiyi küfre düşüreceği anlatılmış. Çünkü ‘zarûriyyat-ı diniyye’den olan bu gibi meselelerde tevakkuf/duraklama, tehir/bekleme şüpheyi doğurur, şüphe ise ‘tasdik’in zıddıdır. Dolayısiyle bırakınız ‘tafsîlî iman’ı, bu durum ‘icmâlî iman’a bile aykırıdır. Kısacası küfürdür.

***

Bundan sonraki kısım, Aliyyü’l-Karî Şerhi’nden… Yani Fıkh-ı Ekber’in metninde geçen İmam-ı Azam (rh.) hazretlerine ait sözleri açıklıyor. Şöyle:

3- “Tevhid ilminin inceliklerinden maksat; imana aykırı düşen, imanı sarsan şüpheler ve inkâr durumlarıdır. Âhirete iman etmekle ilgili hususlardır.”

İbare, adı üzerinde şerh/açıklama… Yukarıdaki metni açıyor, açıklıyor. Dolayısiyle bunun açıklanacak bir yeri var mı?! Var, diyecek olursak, birileri güler. Öyle değil mi? Çünkü bu cümle üzerine konuşulacak/yazılacak her söz, açıklamanın açıklaması gibi abes bir şey olur!

4- “İmam-ı Âzam Şeriata ait bazı hükümlerde duraklamış bir şey söylememiştir. Çünkü bunlar İslâm Şeriatı dahilinde olan hükümlerdi. Ahkâma dair meselelerde duraklamak ve ihtilâfa düşmek rahmettir. Tevhid ve İslâm inancına ait meselelerde ihtilâfa düşmekse sapıklıktır, bid’attir. Şeriata ait hüküm ihtiva eden meselelerdeki hatalar affedilir, belki bu hükmü çıkaran sevap da alır. Fakat Tevhid inancına ait meselelerdeki hükümlerde hataya düşmek küfürdür, günahtır. Bu hataya düşenler de mecur değil mezurdur [Kanaatimce bu kelime farklı, metin bende mevcut olmadığı için kontrol edemiyorum, ama son cümleden ne denmek istediği anlaşılıyor. H.E.]. Yani günahkârdır.”

Bu kısmı bir bütün halinde ele alalım ve tahlil etmeye çalışalım. Çünkü burada anlatılan mevzular, usûl-i fıkhı/İslâm hukukunu alakadar eden hususlar...

İlk cümleler, şer’î-amelî ahkâkmı ilgilendiren meselelerdeki içtihatlarında İmam-ı Azam (rh.) hazretlerinin tevakkuf ettiği noktalar olduğunu, yani farklı hükümler istinbat ettiğini/ortaya koyduğunu, bunun da “İhtilâfu ümmetî rahmetün vâsiah: [Ümmetimin (müçtehitlerinin) ihtilâfı (onlar için) geniş bir rahmettir (kolaylıktır)]” hadis-i şerifinin manasına/hikmetine istinat ettiğini açıklıyor…

Sonraki cümlelerde ise, fıkha ait değil de itikada/inanca dair meselelerdeki içtihatlar bahis mevzuu ediliyor. Ki, bu hususlardaki ihtilâfın bid’at ve dalâlet/sapıklık olduğu beyan olunuyor.

Ardından da, şer’î-amelî-fıkhî ahkâma dair meselelerdeki içtihadî hataların affedildiğini… Hatta bu hükmün istinbatı ile alakalı çalışmasından / gayretinden dolayı o müçtehidin –hata yapsa bile bir– sevap alacağını ifade ediyor. Tabii ki bu sözler de nass’a dayanıyor. Nitekim hadis-i şerifte buyrulmuştur ki, "Müçtehid içtihad eder ve isabet ederse, kendisine iki ecir (sevap) verilir. Eğer içtihad eder ve hata edese, ona bir ecir vardır." [Bkz. Buhârî, Sahih, İ'tisâm 21; Müslim, Sahih, Akdiye 15, Hadis no: 1716]

Ancak tevhid inancıyla alakalı meselelerdeki içtihat hatalarının böyle olmadığını… Bu alanda hatanın günah ve küfür olduğunu… Dolayısiyle fıkhî-ameli sahada olduğu gibi, buradaki hataların me’cûr olmayacağını… Yani içtihadı hatalıysa, yaptığı çalışmanın müçtehide sevap-ecir kazandırmayacağını… Bilakis onu vebal altında bırakacağını, günahkâr olacağını ifade ediyor. Böylece amelî ve itikadî alanlardaki içtihad çalışmalarının neticesinin farklılığını ortaya koyuyor.

***

S o n u ç

Eğer temel bir akaid-kelam ilminiz yoksa, daha önceki bir cevabımızda da hatırlattığımız üzere, bu gibi meselelerle derinlemesine meşgul olmak yerine, lütfen elinize bir ilmihal kitabı alıp oradan bilmeniz gerekenleri öğrenip belleyiniz. En sağlıklı yol bu olur. Yoksa bilmediğiniz sularda kulaç atmaktan bitap düşer, kafa ve gönül karışıklığından kurtulamazsınız. Bu iş, bir nevi sadece dört işlemi bilen birilerinin yüksek matematikle meşgul olmasına benzer. Akaid-kelâm ilminin ihtisası gerektiren bir saha olduğunu unutmamak lazım. Vesselâm…

Bilmem anlatabildim mi?
***
Aynı soruyla ilgili önceki linkler:
http://sorular.mollacami.com/soru-ve-cevaplar-547.html
http://sorular.mollacami.com/soru-ve-cevaplar-670.html
http://sorular.mollacami.com/soru-ve-cevaplar-673.html


günahkâr, şüphe, küfür, icmâlî, tafsîlî, Fıkh-ı Ekber, Aliyyü'l-Karî Şerhi, “bu ne perhiz ne lahana turşusu”, Tevhid ilminin ince noktaları, ‘Allah katında en doğrusu hangisi ise ona inanıyorum’, Allah’ın Zâtî ve Sübûtî sıfatları, tevakkuf, duraklama, mecur, Ebu’l-Münteha (rh.),

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU