Yumuşak huyluluk, tebessüm ve şakacılık

Yumuşak huylu olmanın lüzum ve faydalarını, güleç yüzlülük ve şakacığılın yarar ve zararlarını anlatır mısınız?

Her şeyden evvel Müslümanın yumuşak huylu olması, kaba ve katı yürekli olmaması gerektiğini, hayatımızın hiçbir safhasında hatırımızdan çıkartmamalıyız. Nitekim Rabbimiz (c.c.) Rasûl-i Kibriyasına hitaben buyuroyr ki:

“O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz (o insanlar, hatta cinler), etrafından dağılıp giderlerdi…” [Âlu İmrân suresi, 159]

Ayet-i celile bize, gerek çoluk çocuğumuza-ailemize, gerekse yakın ve uzak çevremize... kısacası bütün insanlara, hatta topyekün canlılara ve cansızlara karşı bile yumuşak davranmanın hem lüzumunu/gereğini, hem de getireceği faydayı gayet açık bir şekilde bildirmektedir.

Bundan ötesi artık bizim firasetimize / anlayış-kavrayış-seziş ve hayatımızda uygulamamıza kalmaktadır. O da tabii ki şuur ve idrâk seviyemizle-derecemizle yakından alakalıdır.

***

Gelelim tebessüm ve şaka, yani güleryüzlü olmak ve mizahçılık hasletlerine/huylarına...

Âlemlere ve âdemlere rahmet Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Ben (de) mizah yaparım, ancak dâimâ doğruyu söylerim!” [Nüveyrî, Nihâyetü’l-Ereb fi Fünûni’l-Edeb, Kahire yyy. IV, 2]

***

Demek mütebessim/güleryüzlü olmak ve karşımızdaki insanlara da tebessüm aşılamak esas olmalı... Gereğinde ve yerinde mizah/şaka yapmaktan geri kalmamalıyız. Fakat doğrudan ve doğruluktan da asla ayrılmamalı, taviz vermemeliyiz. Şaka yapacağım diye hakikatin dışına taşıp gerçekleri saptırmamalıyız.

Müsaadenizle bu söylediklerimizi Asr-ı Saadet'ten bir örnekle açmaya-açıklamaya çalışalım.

Ashaptan Ebu’d-Derdâ (r.a.), bir söz söylediğinde muhakkak tebessüm ederdi. Bir gün hanımı kendisine,

- "İnsanların seni ayıplamasından korkuyorum!” dedi. O ise,

- "Rasûlullah (s.a.v.) bir söz söylerken muhakkak tebessüm ederdi.” cevabını verdi. [İmam Ahmed b Hanbel, Müsned, V, 198,199]

Abdullah bin Muhammed (r.a.) son derece neşeli ve şakacı bir karaktere sahipti. Hatta, ölüm döşeğindeki halası Hz. Âişe’ye (r.anha) dahi şaka yapmıştı. Şöyle ki:

Hz. Âişe validemiz hastalanmış yatıyorken, Abdullah onu ziyaret etmiş ve;

“- Anneciğim! Sana kurban olayım, kendini nasıl hissediyorsun?” diye sormuştu. Hz. Âişe,

“- Vallâhi bu ölüm derdidir.” deyince Abdullah,

“- Öyleyse mühim bir şey değil!” diye şaka yaptı.

Onun bu durumda dahi şaka yaptığını gören Hz. Âişe validemiz,

“-Sen hiçbir zaman bu huyundan vazgeçmeyeceksin!”. [İbn Sa’d, Tabakat, VII, 76] diyerek onun, o sıkıntılı anındaki şakasını bire musamaha ile/toleransla korşılamış, hoş görmüştü.

Netice; bütün hayatımızda olması gerektiği gibi, konuşmalarımızda-sohbetlerimizde, ilişkilerimizde, tavır ve davranışlarımızda da mutlaka orta yolu takip etmeli, itidâlden sapmamalıyız.

Gerek Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) gerekse Onun ashâbı (r.anhüm), bu noktada da bizin için 'üsve-i hasene' yani en güzel örnek, en mükemmel modeldirler.

Onlar daima coşkulu, heyecanlı hareketli ve neşeli, bir o kadar da ölçülü insanlardı... Nerede nasıl hareket edeceklerini çok iyi tayin ederlerdi...

Gerektiğinde nükteli konuşurlar ve şaka yaparlar, gerektiğinde ise ciddi olmasını bilirlerdi.

Îtidâl üzere dengeli bir hayat yaşar, 'ifrat ve tefrit'ten, aşırılıkların her türlüsünden daima uzak durur, sakınırlardı.

Yumuşak huyluluk, tebessüm, şakacılık, güleryüzlü, mizah, kaba ve katı yürekli, dağılıp,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU