Yeni Üye Olmak İçin Buraya tıkla

Hac ve umre hakkında çeşitli sorular...

Hocam hac ve umre hakkında sorum olacak.
Hac kimlere farz, çocukları evlenip kendi geçimini sağlayacak durumda olmayanların
anne ve bababalararına hac farz olur mu?
Eskiden hac farz olmayan kişi herhangi bir sebeple Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret etse,
imkanı olmasa bile o kişiye hac farz olur, derlerdi bu doğru mudur? Eğer böyle ise bu günkü umre’ye gidenlerin durumu nasıl olur?
Bir de son yıllarda şirketler belirli miktarda mal alan kişileri hediye olarak beş veya sekiz günlük umre’ye götürüyorlar, umre yolculuğu kaç gün olmalıdır, sadece Mekke-i Mükerreme’ye gitse, umre yapmış sayılır mı? Medine-i Münevvere’de kırk vakit namaz kılma şartı umre’ye gidenler için de var mıdır? Var ise beş günlük umre’ye gidenlerin durumu nasıl oluyor? Bizi aydınlatır mısın?
Kusura bakma uzun oldu.. Selmlar, dualar… Yaşar Şahin

mhrs e bordro hgs

Abi ne kusuru… Sorunun/soruların muhteviyatının icabını yapmışsınız. Sorular kısa olacak diye bir kayıt yok. Nitekim cevaplar için de öyle… Malum, bizim cevaplar da pek kısa olmuyor. Çünkü kriterimiz cm. hesabı değil, meselenin anlaşılıp hallolmasıdır.

Dilerseniz şimdi soruları maddeler halinde ele alıp cevaplamaya çalışalım.

A) “Hac kimlere farzdır?”

Bir kimseye haccın farz olması için sekiz şart vardır:

1) Müslüman olmalıdır. Gayrimüslimler hac ile mükellef değildir. Buna göre bir gayrimüslim hac yaptıktan sonra müslüman olsa, diğer şartlar bulununca yeniden hac etmesi gerekir.

Yine, bir mü'min hac ettikten sonra -Allah korusun- dinden çıkıp da sonra tevbe ederek İslâmiyete dönünce, diğer şartlar bulununca tekrar hac etmesi gerekir.

2) Buluğa ermiş olmalıdır. Bir çocuk, aklı başında ve kâr ile zararı ayıracak durumda da olsa, hac ile mükellef olmaz. Onun yapacağı hac nafile olur. Onun için buluğ çağına erer de hac şartlarını üzerinde toplarsa, tekrar hac etmesi gerekir.

Velisi ile beraber hacda bulunan çocuğa, velisi hac işlerini yaptırır. Taşları attırır, tavaf yaptırır ki, büyüyünce görevini daha iyi yapabilsin. Bu taşlamayı çocuk terk etse, bundan bir şey gerekmez. Çünkü çocuğa hac vacib değildir.

3) Akıl sahibi olmalıdır. Deli olanlar hacla yükümlü değillerdir. Bunlar iyileşir de hac şartlarını elde ederlerse, o zaman hac etmeleri gerekir.

4) Hür olmalıdır. Köleler ve cariyeler hacla yükümlü değillerdir. Bunların yaptıkları haclar birer nafiledir. Bunlar azad edildikten sonra diğer şartlara sahib bulundukları takdirde hac etmeleri gerekir.

5) Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır. Şöyle ki: Küfür diyarında (dâr-ı harbde) gayri müslimlere ait bir memlekette bulunup İslâm’ı kabul eden kimse, haccın farz olduğunu bilmedikçe, hac ile yükümlü olmaz. Fakat İslâm ülkesinde böyle bilmemezlik özür sayılmaz. Onun için İslâm yurdunda bulunan bir gayri müslim, haccın farz olduğunu bilsin veya bilmesin, ihtida eder/müslüman olur da, hac şartlarına sahib bulunursa, hac ile mükellef olur.

6) Hac vazifesine güçlük olmaksızın gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır. O bakımdan bir kimse hac vazifesi için diğer şartlara tamamen sahip olduğu tarihten itibaren bu vazifeyi yerine getirmeye elverişli bir vakit bulmadan ölürse, bu farzla mükellef tutulmaz.

7) Hicaz'a gidip gelinceye kadar kendisinin ve aile halkının âdete göre nafakaları bulunmalıdır. Temel ihtiyaçlardan sayılan malların bulunması ile hac farz olmaz. Fakat ihtiyaçtan fazla gelir getiren bir mal veya eşya bulunsa, bunları satıp hac etmek gerekir. Bir evde kira ile oturmak da, haccın farz olmasına engel değildir.

8) Kendi durumuna uygun binek-vasıta ve yolda yapacağı harcamaları karşılayacak parası bulunmalıdır. Buna Râhiliye, Zâdü’t-Tarîka (yol azığına sahib bulunmak) denir. Şöyle ki:

Hac için yol azığına ve bilinecek vasıtaya maddi gücü yeter olması şarttır. Bu kudretin hac aylarında veya herkesin buluduğu yerde hacıların âdet üzerine hacca gidecekleri zamanda bulunması gerekir. Bu esnada temel ihtiyaçlardan başka hacca yetecek kadar mala sahib olan kimsenin, diğer şartlara da sahib olması halinde, ona hac farz olur. Bu malı başka yere harcayamaz. Harcarsa, hac üzerinde borç kalmış olur. Fakat bu zamandan önce elde edilen mal, bundan önce istenilen yere harcanabilir. Bundan dolayı kendisine hac vazifesi vacib olmuş sayılmaz.

Meselâ: Muharrem ayında hacca yetecek kadar malı olan kimse, bunu bir iki ay içinde başka bir yere harcayıp da, memleketinde hacca gidilmesi âdet olan bir zamanda elinde mal kalmamış olsa, kendisine hac farz olmuş olmaz. Ödünç ve ikram suretiyle verilen azık ve binek yeterli sayılmaz. Bu ikram minnet altında bırakmayacak kimseler tarafından olsa bile hüküm aynıdır. Onun için Hac etmek üzere yapılan bir malı kabul etmek her halde gerekmez.

Bununla beraber Mekke-i Mükerreme'ye on sekiz saatten yakın bulunan yerlerdeki müslümanlar için yaya yürümeye güçleri olunca binek bulunması şart değildir. [Bilmen, Ö.N., Büyük İslam ilmihali, Hac Kitabı]

***

B) “çocukları evlenip kendi geçimini sağlayacak durumda olmayanların anne ve bababalararına hac farz olur mu?”

Haccın farziyet şartları arasında çocukların evlenmesi yok. Bu halk arasında konuşulan ve mesnedi olmayan bir sözdür. O bakımdan bunu kafamızdan silmeliyiz. Geçimini sağlayacak durumda olmayana ise zaten hac farz değildir ki anne-babasına farz olsun.

***

C) “Eskiden hac farz olmayan kişi herhangi bir sebeple Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret etse, imkanı olmasa bile o kişiye hac farz olur, derlerdi bu doğru mudur? Eğer böyle ise bu günkü umre’ye gidenlerin durumu nasıl olur?”

Hac mevsiminden önce vazifeli olarak veya bir başka sebeple gidip bu vesileyle umre yapan veya herhangi bir şekilde Kâbe’yi gören fakir bir kimseye hac farz olmaz. Çünkü haccın farz olması için gereken şartları yukarda belirttik. Onlardan biri;

- “Hicaz'a gidip gelinceye kadar kendisinin ve aile fertlerinin âdete / geleneğe göre nafakaları bulunması”,

- Bir diğeri de “Kendi durumuna uygun binek-vasıta ve yolda yapacağı harcamaları karşılayacak parasının olması” idi.

Dolayısiyle bu kişi zengin olmadığına göre, kendisine haccın farz olduğu söylenemez.

Bir başka açıdan meseleyi şöyle değerlendirebiliriz:

Malumunuz, Şevval ve Zilkade aylarıyla Zilhicce’nin ilk on günü hac mevsimidir. Biraz önce de belirttiğimiz gibi hac mevsimi dışında umre yapan bir Müslümanın, sırf Kâbe’yi görmüş olması sebebiyle kendisine hac farz olmaz.

Umresini hac mevsimi içerisinde yapan bir kişi, orada Zilhicce’nin onuna kadar bekleyebilir. Bunun için bir hac yapma imkânı elde etmiş sayılır… Bu şekilde hac yapma fırsatı doğmuşken hac yapmayan Müslümanlar bundan sorumlu olurlar.

Umre yapmak için uzak yerlerden Mekke-i Mükerreme’ye giden müslümanlar, daha önce haccetmemişlerse umrelerini hac mevsimi dışında yapmalıdırlar. Hac mevsimi içerisinde umre yaparlarsa, bu taktirde -hapis ve orada kalma yasağı gibi mani'ler yoksa- hac günlerine kadar bekleyip hac ibadetini de yerine getirmelidirler, çünkü farz olmuş olur.

***

D) “Bir de son yıllarda şirketler belirli miktarda mal alan kişileri hediye olarak beş veya sekiz günlük umre’ye götürüyorlar, umre yolculuğu kaç gün olmalıdır, sadece Mekke-i Mükerreme’ye gitse, umre yapmış sayılır mı? Medine-i Münevvere’de kırk vakit namaz kılma şartı umre’ye gidenler için de var mıdır? Var ise beş günlük umre’ye gidenlerin durumu nasıl oluyor?”

Umre, lûgatta kelime olarak ziyaret manasınadır. İslâm fıkıh lisanında: "Kâbe-i Muazzama'yı tavaftan ve Safa ile Merve arasında sa'y etmekten (koşar gibi gidip gelmekten) ibarettir. Bunun için belli bir zaman yoktur. Senenin her mevsiminde yapılabilir. Yalnız Arefe günü ile Kurban bayramının dört gününde yapılması mekruhtur. Ramazan ayında yapılması ise mendubdur.

Umre, müekked bir sünnettir. Bunu yapan kimseye "Mu’temir" denir. Farz olan hacca, Hacc-ı Ekber denildiği gibi, umreye de "Hacc-ı Asgar" denilir. Bununla beraber Arefe günü cumaya rastlayan bir farz hacca da "Hacc-ı Ekber" denilmektedir.

(Umre, İmam Malik'e göre de bir müekked sünnettir. Fakat İmam Şafiî'ye göre, ömürde bir defa hemen yerine getirilmesi gerekmeyen bir farz-ı ayndır. Hanbelî'lere göre, hemen yerine getirilmesi gereken bir farzdır.)

Görüldüğü üzere umre’nin sıhhat şartları içerisinde gün miktarı yok. Yapılması gerekenlerin yerine getirilmesi şartı var. Bunlar da Mekke’de ifa olunacak vazifeler. Bu itibarla umreleri geçerlidir. Allah kabul etsin.

“Medine-i Münevvere’de kırk vakit namaz kılma şartı” ne hac’da ne de umre’de vardır. Yani hac ziyaretimizin Medine safhası haccın sıhhat/geçerlilik şartından değil, faziletiyle/manevi ecir ve mükafatıyla alakalıdır.

Hac vazifeleri bittikten sonra elbette ki mümkünse Medine de ziyaret edilmeli... Allah’ın Rasûlü’nü (s.a.v.) ziyaret etmeden dönmemeli... Çünki orası şefaat mahallidir. Rasûlüllah’ın (s.a.v.) huzuruna Babü’s-Selâm’dan boyun bükük, gözler yaşlı, “Şefaat ya Rasûlellah!” diyerek kemâl-i huzû’ ve huşû’ (tam bir saygı ve hürmet) içinde girilmelidir.

Ecdadımızın Efendimiz’e (s.a.v.) hürmeti malum. Mesela Sultan I. Abdülmecid Han (r.aleyh) İstanbul’da ölüm döşeğinde iken bile mabeyn kâtipleri, “Medine’den mektup var efendim!” deyince, Sultan Abdulmecid “Ne istiyorlarsa verdim, başım gözüm üstüne... Fakat yine de beni kaldırın, oturtun, Rasûlüllah’ın komşularının mektubunu okuyun. Dinleyeyim, onunla şerefleneyim” buyururmuş.

600 sene cihana hükmeden Osmanlı, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) hürmeten, oğullarının isimini Muhammed koymadılar. Arapça’da aynı harflerle yazılan Mehmed adını koydular. Askerlerini kendi askerleri değil, onun askeri kabul ettiler… ve ona izafeten askerlerine asırlarca “Mehmetçik” dediler.

Sultan Birinci Ahmed Han (r.aleyh): Sultanahmet camiini yaptıran ve yapılışında bir işçi gibi çalışan padişah... Başında taşıdığı sorgucunun altına Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) ayağının izinin resmini yerleştirmiş ve,
"No'la! Tâcım gibi başımda götürsem daim
Kâdem-i resmini ol Hazret-i Şâh-i Rusül’ün
Gül-i gülzâr-i nübüvvet o kadem sahibidir
Bahtiya! Durma yüzün sür, kâdemine ol gülün"
demiştir.

Hz. Fatih Sultan İkinci Mehmed Han (k.s):
"Zülfünün zincirine kul eyledin şâhım beni
Kulluğundan etmesin âzad Allâh'ım beni
Yakmağa vu yıkmağa hep cümle el bir etdiler
Sûz-i sîne eşk-i dîde âteş-i âhım benim"
diyerek Ona olan aşkını-muhabbetini dile getirmiştir.

Şair Nabi merhum da Rasûlüllah’ın (s.a.v.) şehri Medine hakkında,
"Sakın terk-i edepten kûy-i mahbûb-i Huda’dır bu
Nazargâh-ı İlahidir Makam-ı Mustafa’dır bu"...
mısralarıyla O'nun şehrine gösterilmesi gereken edebi hatırlatmış.

Şeyh Galib ise,
"Sen Ahmed-i Mahmûd-i Muhammed’sin Efendim,
Hak’dan bize düstûr-i müeyyedsin Efendim"...
diye feryad etmiştir.

Daha niceleri edebiyat tarihimize ne enfes numune eserler bırakmışlar…

Rabbim (celle şânuhu), üzerine hac farz olan bütün mü'minlere, tavafı-vakfeyi, sa’yi ve sair hac ibadetlerini hakkıyla ifa edebilmeyi nasip ve müyesser kılsın.

Mukabil selam ve dualarımla...

Hac, umre, çocukları evlenip, hac farz olmayan kişi herhangi bir sebeple Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret etse, imkanı olmasa bile o kişiye hac farz olur mu, Medine-i Münevvere’de kırk vakit namaz kılma,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU