Müceddid...

Selamün aleyküm hocam, şimdi hadislerde geçen her yüz senede bir dini safsatalardan ayıran bir müceddid allah tarafından gönderilir, sözü nü biz nasıl anlamalıyız? Müceddidi alimler kendi aralarında mı seçiyorlar, yoksa sadece Allah'ın bileceği bir husus mu? Eğer sadece Allah'ın bileceği bir durmsa o zaman bir otelde düzenlenen 42 ülkeden alimlerin katıldığı ve alimlerin itifakıyla 15. Asrın müceddidi ilan edilen hacı Mahmud USTAOSMANOĞLU mücedid midir? Diğer taraftan Şeyh Nazım Kıbrısi'nin bu konu ile ilgili görüşleride dikatimi çekti, o zat diyor ki; " müceddid dedin mi ortalığı titretecek manevi bir gücünün olması gerek, örnek olarak İmam-ı Rabani yeter diyor, o bir mücedidti diyor” ve Mahmut
USTAOSMANOĞLU'nun müceddid olmadığını dile getiriyor. Lakin alimler kendi aralarında müceddidi seçebilirler mi, onu merak ettim, teşekkürler Allah sizden razı olsun... inşallah kendimi tam izah edebilmişidir...

Ve aleyküm Selâm...

Kıymetli kardeşim;

Bahsettiğiniz hadis-i şerif şöyledir: “Ve an Ebî Hüreyrete r.a. kale: Kale Rasûlullahi s.a.v.: İnnallâhe yeb’asü li-hazihi’l-ümmetialâ re’si külli mietisenetin men yüceddidü leha dîneha.”

Meali: Muhakkak ki Allah, bu ümmet için, her yüz senenin başında, kendisine dini tecdid edecek kimse(ler) gönderecektir.” [Ebû Dâvud, Sünen, Melâhim, 1]

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) bu hadis-i şeriflerinde kendinden sonra her asırda çıkacak ve toplum hayatına soktukları bid'atlarla dinden uzaklaşmış olan insanları tekrar İslam'ın hakiki mecrasına koyacak olan zatları haber vermekte… Bu zatlara müceddid denildiğini bildirmektedir.

Bu mübarek zatların mümeyyiz vasfı, din içinde oluşan-oluşturulan bid'atlarıı temizleyip sünneti ihyadır.

Kısacası müceddid; tecdid yapar, teceddüd yapmaz.

Teceddüd; yeni hale gelme, yenileşme, yeniliktir, dîni yenilemektir. Dinde olmayan yeni bir takım şeyleri din diye dînin içine sokmaktır.

Müceddid, dîni yenileyelim, dinde reform yapalım demez. Dinde reform olmaz. Din zâtında yenidir, ter ü tazedir, canlıdır.

Ama zaman içinde, asırların getirdiği toz-toprak, bulanıklık-duman, onun üstünü örtüp parlaklığını, canlılığını gösteremiyor olabilir. Müceddid, zâtında yeni ve canlı olan bu dînin üstünde bulunan tozu toprağı siler, dumanı üfler. Yaptığı budur. Bu da yenilenme olarak görülür.

Müceddid kelime olarak yenileyen, yeni bir şekil veren, yeniden güçlendiren manasınadır.

İslamî ilimler ıstılahında ise “Müceddid”, Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) sünneti terk edilip bid'atlar yayılınca, insanlara yeniden dinlerini-sünnetleri öğreten ve bu bid'atleri bertaraf etmeye çalışan İslâm âlimidir

Allah Teala, insanlara doğru yolu göstermek için, onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerin sonuncusu Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’dır (s.a.v.). Ondan sonra artık peygamber gönderilmeyecektir. "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Rasûlü ve nebîlerin/peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." [Ahzâb suresi, 33/40]

Diğer ümmetlerde olduğu gibi Peygamberimizin (s.a.v.) ümmeti arasında da zamanla bid'at ve hurafeler baş gösterebilir ve bunun neticesinde Müslümanlar dinden ve Peygamber Efendimizin sünnetinden uzaklaşmakla karşı karşıya gelebilirler. Ayrıca her gün değişen hayat şartları ve ilerleyen teknikle birlikte birtakım yeni meseleler ortaya çıkar ve bunlara dinî açıdan bir hüküm verme ihtiyacı doğar.

Toplum içinde çıkan bid'atlere karşı koyacak, dine yapılan saldırılar karşısında dini savunacak, yeni meselelere bir çözüm bulabilecek ve Müslümanlara yeniden dinlerini öğretip onları yönlendirecek şahsiyetlere de bu ölçüde ihtiyaç hissedilir ki, peygamberlik müessesesi sona erdiğinden ve bundan sonra artık peygamber gelmeyeceğinden bu vazife, Peygamberimizin (s.a.v.) ümmetinden çıkan bır kısım âlimlere düşmektedir. Bu âlimlere dinî literatürde "müceddid" denilmektedir.

***

Halife Ömer İbnu Abdilaziz'den (v. H. 101) bu yana ümmet böylesi insanlarla daima şerefyab olmuştur.

Rasûlullah'tan (s.a.v.) sonra geleceği belirtilen bu şahıslar, her asırda bir tane değildir. Aynı anda her memlekette, farklı mezhep ve meşreplere göre her bir çevrede birçok insanlar, müceddid manasında tecdid hizmeti yapabilecektir.

Âlimlerin belirttiği üzere, kimlerin müceddid olduğu kesinlikle bilinemez… Sünneti ihya, bid'atı imha, ilmi artırma, insanları amel, ahval ve düşüncede İslam'a irca gibi karinelerle müceddid olduğuna zann-ı galible hükmedilir.

Müceddidin, dini îlimlerin zâhir ve bâtın her çeşidinde âlim olacağı belirtilmiştir.

Fakih, muhaddis, müfessir, lügavi her tabaka kendi imamlarını "müceddid" görmüşlerdir.

Hadiste geçen "yüzyıl başı" ifadesine gelince… Asrın ilk yılları mı, son yılları mı ihtilaf edilmiştir. Mesela bu hadiste, yüzyıl başı ile yüzyılın sonunun kastedildiği söylenmiştir. [Kütüb-i Sitte, 15, 427]

***

Yukarda zikrettiğimiz hadisin verdiği haber gereğince Müslümanlar, daha ilk asırdan itibaren müceddid beklenmiş… Birinci asır müceddidi olarak Ömer İbnu Abdilaziz kabul edilmiş… Çeşitli zatlar müteakip asırların müceddidi bilinmiştir.

Müceddid mevzuundaki telakkiyi, bir başka ifadeyle müceddide izafe edilen vasıfları az sonra ortaya koyarken anlamada yardımcı olmak üzere, Buhârî şarihlerinden Bedrü'l-Aynî'nin bir açıklamasını burada aynen vermekte fayda mühalaza ediyoruz. O şöyle diyor:

"...Nevevî Tehzîbü'l-Esma'da der ki: ‘Âlimler, birinci asır müceddidi olarak Ömer (İbnu Abdilaziz)'i, ikinci asırda Şafii'yi, üçüncü asırda Ali İbnu Şureyh'i -Hafız İbnu Asakir üçüncü asır için Ebu'l-Hasani'l-Eş'ari'yi teklif etmiştir- dördüncü asır için Ali İbnu Ebî Sehl eş-Şu'luki'yi, -bu asır için Bakillani'yi, Ebu Hamid el-İsferâyinî'yi de zikredenler olmuştur- beşinci asır için Gazâli'yi zikretmişlerdir.’

“Kirmânî de şunları söyler: ‘Müceddid mevzuunda yakin sözk onusu değildir. Bu sebeple, müceddid olarak Hanefîler için ikinci asırda Hasan İbnu Ziyad, üçüncü asırda Tahavi ve bunların emsalleri…

Malikîler için ikinci asırda Eşhab vs… Hanbelîler için, üçüncü asırda Hallal, beşinci asırda er-Rağunî vs… Muhaddisler için ikinci asırda Yahya İbnu Main; üçüncü asırda Nesâî vs… İktidar sahipleri için el-Me'mun, el-Muktedir, el-Kaadir… Zahidler için, ikinci asırda Ma'rufu'l-Kerhî, üçüncü asırda eş-Şiblî vs… mevcuttur.

“Hadis-i şerifte dinde tashih (düzeltme, tecdid-yenileme) yapacak kimseye delalet eden 'men' kelimesi ‘kimse, kimseler manasına gelir’; müteaddide yani sayıca çokluğa muhtemel olması sebebiyle bu sayılan grupların hepsinden din hizmeti yani tashihu'd-din (dini düzeltme) vakidir. Nitekim her asrın sonlarında dinin emrini ikame edip tashihte bulunanlar olmuştur."[el-Aynî, Muhammed Mahmud b. Ahmed, Ümdetü’l-Kâri Şerhu Sahîhi’l-Buharî, 1, 113; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hâfa, 1, 282-3-4]

Bu iktibasın da yardımıyla Müslümanlar arasında müceddid hususunda şöyle bir telakkinin yerleştiği kesinlikle söylenebilir:

1) Müceddid, dine müteallik zahirî ve batınî ilimlerin alimidir, sünneti bid'atten temizler, ilmi yayar ve ilim ehline yardımcı olur. Bid'at ehline karşı kor, onları zelil kılar.[el-Münâvî, Muhammed Abdurrauf, Feyzu’l-Kadîr Şerhu Camiu’s-Sağir, 1, 10]
2) Her yüz senede gelecek mezkür müceddidin bir kişi olması gerekmez, aynı zamanda farklı yerlerde, çok sayıda müceddid gelebilir.[el-Münâvî, Muhammed Abdurraüf, a.g.e., 1, 10]

3) Her grup (kavm-topluluk-cemaat) kendi büyüğünü ‘imam’ hadiste vaadedilen mezkür müceddid bilmiştir. Halbuki bu mana her taifenin, müfessir, muhaddis, fakih, nahivci, lügatçı vs. her sınıftan büyüklere şamildir.[el-Münâvî, Muhammed Abdurraüf, a.g.e., 2, 282]

4) Zikri geçen müceddid, asrında kesin olarak "müceddid" diye bilinemez… Muasırları, onun izhar ettiği ahvalin karinesine dayanarak zann-ı galible müceddid olduğuna hükmederler.[el-Azma’badi, Muhammed, Avnü’l-Mâ’bud bi Şerhi Süneni Ebî Dâvud, 11, 391]

5) Tecdidden maksad, Kitap ve Sünnet’in amelde ihmale uğrayan hükümlerinin ihyası, Kitap ve Sünnet’in muktezasının/gereğinin emredilmesi, bir de ortalığı saran, sünnete aykırı bid'atların yok edilmesidir.[el-Azma’badi, Muhammed, a.g.e., 11, 391]

***

Müslümanların vicdanında böyle bir müceddid telakkisi olduğu müddetçe, -ki kıyamete kadar devam edecektir- dine aykırı kötülüklerin arttığı devirlerde ilmi, ameli ve din uğrundaki gayretiyle iştihar edecek olan kimseler daima diğerlerince takip edilecekler, kendilerine tabi olanlar çıkacaktır.

Uyanış ve dinî salabetini bu şahıslardan bilen etbaı/uyanları, onları müceddid bilecektir. Bu durumda, bazı kimselerce birkısım ilim ve hamiyet sahiplerinin müceddid bilinmesi, din açısından normaldir; onları kınamak, hata ile itham etmek doğru olmaz. Tarihte vaki olan bu durumun bundan sonra da devam edeceği açıktır.

Ancak hiç kimsenin de kesin bir dille bir başkasına, "Bu asrın müceddidi falanca zattır, bunu böyle kabul etmen gerekir" demeye, diğer iddiaları batıllıkla itham etmeye hakkı yoktur.

Yukarıda yaptığımız nakillerden de anlaşılacağı üzere, ciddi âlimlerce müceddid olduğu ileri sürülen isimler arasında bile daima ihtilaflar olagelmiştir.[el-Azma’badi, Muhammed, a.g.e., 11, 391]

Celaleddin es-Süyûtî hazretleri gibi son derece meşhur ve muktedir bir âlimin, her asrın müceddidîni sayıp sıraladığı bir kasîde’de, kendisini dokuzuncu hicrî asrın müceddidi ilan etmiş olduğuna da şahit olmaktayız.[el-Azma’badi, Muhammed, a.g.e., 11, 394; el-Aclunî, a.g.e., 1, 283-4]

Müceddidleri sadec Şafiî fakihlerine hasretmesi sebebiyle İbn-i Hacer'i tenkid eden Aliyü'l-Kârî (rh.), dinî ilimlerin her birinde bir eser vermiş olması sebebiyle Celaleddinü's-Süyûtî'yi müceddid lakabına müstehak görür. Vesaire vesaire… [Alîyyü’l-Kaarî, Mirkâtü’l-Mefâtih Mişkâtü’l-Mesâbih, 1, 247; Kütüb-i Sitte, 14, 266-7-8]

***

Öyle ümit ediyorum ki mesele anlaşılmıştır. Bununla birlikte sorunuz çerçevesinde hulâsa etmek gerekirse, şöyle toparlayabiliriz:

Burada şahıslar ve ülkeler üzerinde duracak değiliz. Bir devirde belli ülkelerden belli sayıda âlimlerden bir zümrenin birilerini müceddid ilan ettikleri/seçtikleri -yukarıda da belirttiğimiz üzere- bugün olduğu gibi tarihte de vakidir. Bunda dinen bir mahzur yoktur. İsteyen grup-zümre-cemaat, liderini müceddid ilan edebilir, buna inanabilir. Ancak neticede kimin gerçek manada müceddid olup olmadığını bilen AllahTeala’dır.

Bir de, yüz yılın başında gelen mücedditlerle, bin yılın başında gelen mücedditler arasında çok büyük fark vardır. Bunu da hatırdan çıkartmamak lazım. İkinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbanî (k.s.) hazretlerinin ifadesiye, yüz yılın başında gelen mücedditle bin yılın başında gelen müceddidin farkı, yıldızla güneş gibidir.

Müceddit, müteceddit, yüz yılın başında gelen, bin yılın başında gelen, 'men', birinci asır müceddidi, Müceddidi alimler kendi aralarında mı seçiyorlar,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU