Ahid nedir, Allah Teala ile kaç türlü ahdimiz vardır?

Selamün aleyküm hocam. Bana sorulan biz soruyu sizinle paylaşmak istedim. Hz. Allah ile insanların ahdi yani sözlemesi ne demek? Ne zaman ve nasıl oldu? Kaç tane sözleşmemiz var Cenabı Mevlamızla? Tşk. ederim.

Dilerseniz önce ahid nedir onu anlamaya çalışalım.

Ahid; Arapça isimdir. Kelime olarak, bir işi üstlenip/üzerine almak, söz vermek manalarınadır. Ayrıca antlaşma, sözleşme, mukavele, mîsak, peyman, muâhede… Zaman devir, asır, hükümdür fermanı gibi manalara da gelir.

Tasavvufta ise ahid, insanların Allah Teala’yı Rabb olarak tanıma hususunda Bezm-i Elest’te/Kâlu belâ’da verdikleri söz manasında kullanılır. Anladığım kadarıyla sizin kastınız daha çok tasavvufla ilgili olan kısmı.

“Yemin”, ahdin dinî-hukuki ve kudsî yönünü; “söz verme/sözleşme/muahede” de ahlâkî yönünü teşkil eder.

Ahd kelimesi Müslümanların dilinde genelde "ahd u mîsak" şeklinde kullanılmıştır. Bu kavram, Kur'an'da 46 yerde geçer. Benzer manaya gelen mîsak kelimesi de 25 yerde kullanılır. Allah Teala Hz. Adem'i insanlığın atası ve temsilcisi olarak yarattığı zaman, gerek onun şahsında, gerekse kıyamete kadar gelecek tüm insanlardan tek tek "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye ahid almıştır. Bu durumu anlatan ayet şöyledir:

“Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler.” [A'râf suresi, 172]

İnsanoğlu, Allah'tan başka Rabb tanımayacağına dair Allah'a ahid vermiş, Allah Teala da bu hususta insandan ahid almıştır; yani muahede yapmışlar, ahidleşmişlerdir. Bu ahdin, yani Allah'tan başkasını Rabb tanımamanın içinde, şeytana ibadet etmemek de vardır. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede"Ey Ademoğulları! 'Şeytana ibadet etmeyin' diye, size ahid vermedim mi?" [Yâsîn suresi, 60] buyurmuştur.

Kur'an-ı Kerim'de geçen ahidleşmelerden birisi belki de birincisi insanoğlunun yaratıcısını bilmesi ve O'na yönelip yalnızca O’na ibadet etmesidir. Bu tür bir ahid, fıtrî bir ahiddir. Allah'ın varlığına inanmak ihtiyacı, insan yaratılışında sürekli ve kalıcıdır.

Ancak bazen insan şaşırıp yolunu sapıtır. O zaman Allah'ın rasulleri vasıtasıyla gönderdiği emir ve yasaklara uyarsa ahde uymuş olur. Ahidleşme Kur'anî bir usûldür. Allah’ın rasulleri ile onlara uyan, onların ashabı-ümmeti olan insanlar arasında gerek Allah'ın hükümlerini yaşama, gerek bunları muhafaza etme mevzuunda ahidleşmeler olmuştur.

Ahid, hem Allah'ın insanlara teklif etmiş olduğu hükümler, hem de insanların Allah'a karşı veya Allah namına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüd etmiş oldukları hususlardır. Kur'an-ı Kerim'de, "Allah'ın ahdini yerine getiriniz" [En'âm suresi, 152] buyurulur.

Âlimler buradaki ahdi şöyle izah etmişlerdir: "Allah'ın ahidlerini ifa ediniz... Gerek Allah'ın size teklif etmiş olduğu ahidleri, emirleri, nehiyleri ve gerek sizin Allah'a veya Allah namına diğerlerine verdiğiniz ahidleri, adakları, yeminleri, akitleri, doğru olan her türlü taahhütleri yerine getiriniz. İslâm'da ahdi bozmak haramdır."

Gerek Allah'a ve gerekse insanlara karşı verilen ahdin yerine getirilmesi icap eder. Kur'an'da kurtuluşa eren mü'minlerin sıfatları sayılırken, "Onlar emanetlerini ve ahidlerini yerine getirirler." [Mü'minûn suresi, 8] buyurulur.

Allah ile insanlar arasında birçok ahidler vardır. Allah'ın insanlardan aldığı ilk ahid, yukarıda ayet-i celilede geçtiği üzere, onların zürriyetlerini Hz. Adem'in sulbünden alıp kendi uluhiyetini tasdik ettirmesidir.[A'râf suresi, 172]

Ahidle yemin arasında fark vardır. Yemin bozulursa keffaret gerekir. Fakat ahidde bu yoktur. Ahdi bozmanın günahı keffaretle ortadan kalkmayacağı için...

***

Kur'an'da iman, yalnızca zihnî bir inanma değil; bunun yanında kişinin dinî naslarla belirlenmiş olan esaslara uyacağına dair gönüllü bir taahhüdü olarak değerlendirilmek suretiyle iman ile ahid arasında sıkı bir münasebet kurulmuştur. Böylece Kur'an'a göre ahde vefâ, iman ederek Allah ile ahidleşmiş ve bu suretle kendisini hür iradesiyle sadakat mükellefiyeti altına sokmuş olan mü'minin ahlâkî bir borcudur.

Bu sebeple Kur'an ahdin önemi üzerinde ısrarla durmuştur. İster Allah'a ister insanlara karşı verilmiş olsun, her vaad ve ahid, yükümlülük için ehliyet şartlarını taşıyan bir insanı borçlu ve sorumlu kılar. İslam ahlakında bu sorumluluğun yerine getirilmesine "ahde vefâ" veya "ahde riâyet" denir ki, her iki tabir de Kur'an'dan alınmıştır.[bkz. Bakara suresi, 177; Mü'minûn suresi, 8]

"Sözünde durmak, verdiği sözlere bağlı kalmak, özü ve sözü doğru olmak" gibi anlamları içine alan ahde vefâ… veya kısaca vefâ, İslam ahlakının en önemli prensiplerinden biridir.

Ahlakçılara göre ahde vefâyı yüksek bir fazilet haline getiren husus, kişinin taahhüdünün aksini her an yapma imkânına sahip olduğunu bilmesine rağmen, kendisini verdiği söze bağlı hareket etmek zorunda hissetmesidir.

Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde kâmil/olgun mü'minlerin vasıfları sayılırken, onların ahde vefâ gösterme özelliklerine işaret edilir.[bkz. Mü'minûn suresi, 8; Meâric suresi, 32]

Kur'an'da ahde vefâ ile ilgili ayetlerde, kendileriyle yapılmış antlaşmaların hükümlerine riayet ettikleri müddetçe, Müslüman olmayan taraflara dahi verilen söz istikametinde uygulamada bulunulması emredilmektedir.[bkz. Tevbe suresi, 1, 4, 7]

Diğer ahlâkî faziletlerde olduğu gibi ahde vefâ göstermede de ümmeti için örnek bir hayat sürdürmüş olan Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) Hudeybiye Muâhedesiden / Antlaşması'ndan hemen sonra, yanındaki Müslümanların itirazlarına rağmen, kendisine sığınan Ebu Cendel'i antlaşmanın gereği olarak müşriklere iade etmesi, O'nun verdiği söze bağlılığının en canlı örneklerinden birisidir.

O iki cihan serveri Efendimiz’e (s.a.v.) "el-Emîn" sıfatının düşmanları tarafından bile kabul edilmesinin, kendisinin ahde vefâ ve emanete riayet faziletine hakkıyla-tamamiyle-kemaliyle sahip bulunmasından ileri geldiği bütün kaynaklarda belirtilmiştir.

Nitekim O, mevzu ile ilgili hadislerinde; ahde uygun hareket edilmesini imandan saymış, ahde aykırı davranmayı ise nifak alametleri arasında göstermiştir. Zira sözünde durmamak, sözüne güvenilmez olmak, imanın özünde bulunan sadakat kavramı ile çelişmektedir. Halbuki gerek Kur'an'da (bkz. Bakara suresi, 177], gerekse hadislerde ahde vefâ ile sadakat arasında kopmaz bir bağ bulunduğu belirtilmiştir.

***

Sözlerimizin sonunu, teberrüken ve teymmünen, son devir desiâm ve mutasavvıflarından Rasûl-i zî-şân Efendimizin verâset-i tâmmesine sahip evliyadan Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretlerinin bu husustaki açıklamalarıyla noktalayalım. Şöyle buyuruyorlar:

“Elestü bi-Rabbiküm? Kâlu: Belâ” ahdi ki, “ancak sana tâbi olacağız ‘tasdiki’dir.

Ahid de üçtür:

1. Ahd-i ûlâ: “Elestü bi-Rabbiküm?” sualinin cevabıdır.

2. Ahd-i vustâ: (Kişinin) ana-babadan aldığı din3i terbiyedir.

3. Ahd-i uhrâ: Kaza ve bela zamanında can havlinden ötürü “Allah!” diye feryat edince, melâke-i kirâm tarafından fotoğraf çekilmesidir.

Bu dünyada hiçbir fert, “Allah” demeden hayatını devam ettiremez.

Avâm-ı nâs bile bunu, iyânen müşâhede etmektedir. Mesela batan gemilerde veya düşen tayyârelerde bulunan insanlar, tehlike anında hep birden “Allah!” diye ferya ederler.

İşte o anı melekler fotoğraf ile tesbit eder.

O fotoğraf ileride, münkirlerin ve mürtedlerin yüzüne çarpılır.

Bu ahid üç nüsha olup üç ayrı yerde muhafaza edilmektedir:

1) Levh-i Mahfuz’da,

2) (Sadrımızdaki letâfiten) Ahfâ mevkiinde,

3) Haceru’l-Esved’de.

Cenab-ı Hakk’ın âlem-i ervahtaki “Elestü bi-Rabbiküm” hitabını, ervâhın çoğu tasdik-i kalp ve telaffuz-i tâm ile “Belâ/evet” diye tasdik ettiler.

Yalnız bazı ruhlar dikkat etmediler; dil ucu ile “Belâ” deyiverdiler.

İşte bu mâkûle ervah, dünyaya münhasır olmak üzere, noksan-ı a’zâ olarak halk edildi. Ahiret ise yevm-i sıfattır. Herkesin sıfat-ı galebesi ne ise, âlem-i ebedde onun üzere sûret bulur.” [Ziya Sunguroğlu, Notlarım, s. 78-79]

Ahid nedir, Allah Teala ile kaç türlü ahdimiz vardır, Bezm-i Elest, Kâlu belâ, sözleşme, mukavele, mîsak, peyman, muâhede… Zaman devir, asır, hükümdür fermanı,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU