İçtihat nedir, müçtehit kime denir?

Günümüzde bazıları içtihat ettiklerini söylüyor, öyle söylediklerine göre haliyle kendilerini müçtehit olarak görüyorlar.. Günümüzde müçtehit var mı, daha da açık ifadeyle İslâmi konularda içtihada gerek var mı? Ya da başak bir deyişle, İslami ilimler alanında içtihadı gerektirecek bir mesele var mıdır, kalmış mıdır?


İçtihat, lûgat itirabiyle "kişinin, zor ve meşakkatli bir işi gerçekleştirmek, yerine getirmek uğrunda olanca gücünü harcaması" demektir.

Usûl-i fıkıh tabiri olarak içtihat, "fakihin, fer’î-zannî şer'î-amelî hükümleri tafsilî delillerden çıkarabilmek, bir hükmün mahiyetini ortaya koyabilmek için bütün gücünü sarf etmesi"dir.

İçtihat eden fakîhe müçtehit denir.

Tarifte geçen bazı tabirleri izah edelim:

Fakîh (müçtehit): Bu kayıtla müçtehit olmayanlar tarif dışıdır. Fakihten maksat, delillerden hüküm istinbatına muktedir olabilecek bir melekeye sahip kişidir. Yoksa fıkhî mevzuları ezberlemiş herhangi bir âlim değildir. Usûlcülerin ıstılâhında fakih ile müçtehit müteradiftir/eş anlamlıdır. Bununla birlikte fıkhi meseleleri öğrenip ezberlemiş kimselere de mecazen fakih denmektedir.

Fer’î: Aslî olmayan-fürûata ait meseleler. Bununla itikada ait hükümler tarifin dışında kalmıştır. Çünkü itikadî meselelerde içtihada yer yoktur.

Şer’î: Şeriatle/dinle ilgili olan hükümler. Bu kayıtla da aklî ve hissî olan hükümler, tarifin dışında bırakılmıştır. Zira onları anlamak hususundaki bir gayret, fıkhî bir içtihat değildir.

Zannî: Zannî kaydıyla da sarih ve kat’î (açık ve kesin) hükümler, tarif harici olmuştur. Çünkü sarih ve kat’î hükümlerde içtihat geçerli olmaz.

Tafsilî delil: Bir mevzuya ait özel ve muayyen delildir. Bir meseleye dair ayet ve hadis gibi…

İçtihat için gereken şartları şu şekilde toparlayabiliriz:

Şer'î hükümleri bilme yollarını, bu hükümlerin kısımlarını, isbat yollarını, delalet şekillerini, şartlarını, mertebelerini, tearuz/çatışma durumunda tearuzun/çatışmanın nasıl giderileceğini, ahkâma dair ayet ve hadislerin delalet ve sübut bakımından durumlarını, nâsih ve mensûh olanları ve üzerinde icma ve ihtilaf edilmiş olan meseleleri ve Arap dilini ve kıyası bilmek… İnsanların ve yaşadığı cemiyetin / toplumun ahvaline vakıf olmak… Ve nihayet şahsî, içtimaî ya da siyasî herhangi bir yönlendirme/baskı altında bulunmamak… Halktan, sermaye sahiplerinden ve siyasî idarelerden müstağni olmak... Bütün bunların ötesinde, ledünnî (kesbî değil vehbî olan) ilme sahip olması gerekir bir müçtehidin…[Laikliğin Yeşerttiği Fitne Naylon Müçtehitler, s. 198, (Eski İst. Müf. Abdurrahman Güzelyazıcı)]

Bu sayılan şartları haiz olmak, bunları hakkıyla yerine getirmek, takdir edileceği üzere gerçekten son derece zor bir iştir.

Kur'an, Sünnet ve hatta umumi manada dinî mevzularda farklı telakkilerin, niyetlerin ve girişimlerin söz konusu olduğu… Buna mukabil ilmî seviyenin gerçekten düşük limitlerde seyrettiği günümüzde, şahsında bu vasıfları toplamış bir âlimin bulunması “aklen” olmasa da “âdeten” imkânsızdır.

Şunu da ilave edelim ki; her mezhep içinde, mezhep imamından başlayarak aşağıya doğru sıralanan muhtelif seviyeler/tabakalar vardır... Mezhep imamının koyduğu ölçüler içinde içtihat eden 'mezhepte müçtehitler', yine aynı ölçüler içinde bazı meselelerde içtihada güç yetirebilenler 'meselede müçtehit' olarak isimlendirilir. Bunların ardından da tahric ashabı, tercih ashabı, temyiz ehli gelir.

Bunların altında da mukallit, yani mevcut içtihada uyan ulema gelir. [Usûl-i fıkha dair muhtelif kaynaklar]

Tabakâtu'l-Fukahâ tarzındaki eserlerde bütün bu mertebeler açıklanmıştır. İlgilenenler, merak edenler oralara müracaat edebilir.

Aslında bugün Müslümanların asıl ihtiyacı yeni içtihatlar, nevzuhur müçtehitler değildir. Gerçek ihtiyaç, ortaya çıkan meselelerde tezekkür-tefekkür ve teemmüldür. Çünkü esas itibariyle bu alanda içtihat mevzuu olmamış mesele yoktur denilebilir. Kısacası toplum olarak en tembel olduğumuz bu alanlardır asıl muhtaç olduğumuz hususlar… Bir başka ifadeyle, silkinip düşünce fukaralığından bir an evvel kurtulmaktır.

Zira içtihat için bu kapının kapalı olmaması/açık bulunması elbette ki gerekli; ama yeterli değil. Müçtehidin de olması lazım. O yok. Müçtehidim diye ortalıkta peşrev atanlarsa, kelimenin tam anlamıyla “yalancı pehlivan”…

Ne diyelim; Allah encamımızı hayreylesin. İslâm âlemini, bu sözde müçtehitlerin içtihat(!)larından muhafaza buyursun.

İçtihat nedir, müçtehit kime denir, Fakîh, Fer’î, Şer’î, Zannî, ledünnî, aklen, âdeten, tefekkür, tezekkür, teemmül,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU