İlahi

Selamünaleyküm Hocam,

İlahiler müzik aletleriyle söyleniyor. Bunlar dine aykırı söz içermiyorsa haram değil midir ?

Ve aleyküm selam.

İslâm’da küfür ehlinin tatbikatına benzeyen işleri yapmak yasaktır. Müslüman, Müslüman olarak kalmalı, kendi örf ve âdetlerinin dışına çıkmamalıdır. Nitekim örf, şeriatın fer’i delilleri arasında zikredilmiştir.

Müziğin haram olduğunu gösteren pek çok hadis-i şerif vardır. Bazı âlimler bunları belli ölçülerle sınırlamaya gitmişlerdir. Bazıları da sarih metinlerdeki gibi haram / yasak olduğunu söylemişlerdir. En berrak, en sağlıklı ve en emin yol, nefsin hoşuna giden, arzularına uyan müzik ve benzerlerinden uzak durmaktır.

Çağımızda müziğin insan sesinden daha gür ve daha yaygın hale gelmesinden de kendimize dersler çıkarabiliriz. Mesela İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri Mektubat’ında, bırakın müziklisini, “İlahi ve Mevlid” gibi şeylerin bizatihi kendisini dahi kabul etmezler ve çünkü derler; bizim yolumuzun büyükleri bunlarla meşgul olmamışlarıdr. Hatta bir başka mektuplarında da, ilahi ve benzeri şeylerden zevk alanlar, hakikatte namazın manevi zevkine erememiş, bâtınî hazzından mahrum kalmış ve kendilerini bununla teselli etmeye çalışan kimselerdir, buyurur.

Hal böyle olunca, “İlahi”nin aslında bile bize ait bir şey olmadığı ayan-beyan ortayı çıkmış olmuyor mu? Binaenaleyh bu, olsa olsa, ancak avam-ı nâsı meşgul etmek için icra olunabilir. Mevlid gibi mesela... Onun da mutlaka müzik aletlerinden uzak olması gerekir, zira bid’attir ve haramdır.

Unutmamak gerekir; İslâm’da, yapılmaması gerekenleri yapmamak, yapılması gerekenleri yapmaktan daha önemli ve önceliklidir. Tasavvufta da böyledir, pratik hayatta da...

Keza İslâm; ölçü, denge ve itidal dinidir. Daima; öz’e, asl’a, ruh’a, hikmet’e ehemmiyet verir; şekilleri-biçimleri ve ayrıntıları, onlara tâbi olmak derecesiyle değerlendirir.

Tasavvufun, yani İslâm’ın emir ve nehiylerinin bâtınındaki sırrı, hikmeti, özü, aslen tefekkür ve tezekkür halinde tecelli eder; gürültü ve patırtılarla, tegannî ve müzikle değil. Pratik alakalar, o seviyeden pek fazla nasip almaksızın ancak talî faydalar sağlayabilir. Bu itibarla tasavvufun özünü ve hakikatini o faydalarda değil, fikrî-zikrî tecelliyatında aramalıyız. Zira usûl ve âdâbı kadrince öğrenmek, manevi neşveyi nasibince tatmak-tadabilmek ancak o zaman mümkün hâle gelebilir. Dinde temkinsiz-tedbirsiz-ihtiyatsız hareket, İslâmî liyakatten öte, o kişinin insanî himaye ihtiyacının olduğuna delâlet eder.

Detaylı bilgi için bkz.
http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/524-dugunlerde-calgi-muzik-sakal-ve-biyik-hakkinda.html
http://www.halisece.com/islami-yazilar-ve-makeleler/23-tasavvuf/291-edebiyat-ve-siir-tasavvufta-raks-sema-teganni-musiki.html

denge, Ruh, bid'at, ihtiyat, haram, adet, Şekil, Mevlid, ilahi, örf, nefs, ölçü, temkin, dalâlet, hikmet, tedbir, müzik aletleri, dine aykırı, itidal, öz, asl, biçim, ayrıntı,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU