Kurân-ı Kerîm'e hürmet ve saygı

Selamün Aleyküm abi. Kurân-ı Kerîmi belden aşağı tutmanın , namaz kılarken Kurân-ı Kerîmin rahlenin üzerinde kalmasının (arada bir saf vardı) ve onun yanından ayakta geçmenin hükümlerini anlatabilir misiniz. Camide bunlarla karşılaştım. Bunlar zahiri birine nasıl anlatılabilir. Hakkınızı helal edin. Allah (cc.) Razı olsun.

Ve aleyküm selam.

Kur'an-ı Kerim’in, belden yukarı bir yükseklikte ve ayakların uzatılmadığı bir yönde bulunması edebe ve saygıya daha uygundur. Kur’an’a karşı edebe uymayan davranışlardan kaçınmak gerekir. Yapılan saygısızlıklar vaziyete göre tenzîhî veya tahrîmî mekruh, hatta haram hükmünü de alabilir.

Kur’an’a hürmetsizlik caiz olmaz, vebâli mucip olur. Dikkat edilmesi gerekir. Basit bir roman değil o, Allah kelâmı… Bu itibarla gereken hürmeti göstermeyenler, mukabilinde mutlaka maddi-manevi cezaya maruz kalırlar.

Maamafih Kur’an-ı Kerim’i ve diğer dini kitapları saygısızlık düşüncesi ve niyeti olmaksızın -zaruret halinde- çanta içinde olduğu takdirde belden aşağı vaziyette taşımakta bir mahzur olmaz. Bu şekilde taşımak Kur’an’a bir hürmetsizlik sayılmaz. Ancak elbette ki en güzeli imkân nisbetinde Kur’an’ı belden yukarıda taşımaktır.

Camilerde anlattığınız hallerde de -mümkün mertebe- mutlaka “edeb”e riayet etmek lazımdır. “Edeb”in olmadığı yerde hiçbir şey olmaz. Hani meşhur sözdür, denilir ki;

“Gezdim Haleb’i, Şam’ı, ettim ilmi taleb
Meğer ilim geride imiş, illa edep, illa edeb!”

Keza Yunus Emre’miz de şöyle der:

Ehl-i diller arasında aradım, kıldım taleb
Her hüner makbul imiş; Illâ edeb, illâ edeb
Edeb; bir tâc imiş Nûr-i Hudâ’dan
Giy ol tâcı, emin ol her belâdan...

Tâbiînin büyüklerinden Abdullah ibn-i Mübarek (rh.) hazretleri, “Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli kimse ile görüşemesem üzülürüm” buyurmuşlardır.

İslâm’da şeâire / mukaddesata hürmet gereklidir, önemlidir. “Şeâir”, İslâmiyet’in alameti olan, hürmet edilmesi, saygı gösterilmesi gereken kutsal şeylerdir. Onlara hürmet etmek, saygı göstermek ise, mü’minin kalbindeki takvasıyla mütenasiptir-orantılıdır. Kişinin takvası ne denli yüce ise, mukaddeslere saygısı da o mertebe yüksektir.

Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

“… Kim Allah'ın korunmasını emrettiği şeylere hürmet eder (emir ve yasaklarına riayet eder, mukaddesata saygı gösterir) ise, bu, Rabb’inin katında kendisi için mutlak hayırdır...” [Hacc suresi, 30]

“… Kim Allah’ın şeâirini ta’zim ederse, (onlara saygılı davranırsa), şüphesiz ki bu, kalplerin takvasındandır.” [Hacc suresi, 32]

Kur’an-ı Kerim hürmet ve saygı ile lafzı okunmak, manası teemmül ve tefekkür edilmek, içindekilerle amel etmek için vardır; kısacası onun için gönderilmiştir. O bakımdan okunmadığı zaman da onun konulacağı yer bellidir. Göbekten yukarda ve hürmete / saygıya en uygun olan bir yere konulur. Hatta diğer dinî eserlere de mümkün mertebe aynı şekilde saygılı davranılmalıdır.

***

Hürmet edilmesi gereken belli başlı şeair / mukaddesat nelerdir?

İslâm’da imanın şubelerinden birisini teşkil eden ve hürmet edilmesi gereken şeairden önde gelen bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Haremeyn-i Şerifeyn diye tabir edilen Mekke ve Medine...

2. Hz. Allah'ın temiz olmadan (abdest almadan) temas etmemizi, tutmamızı bile yasakladığı Kur'an-ı Azimuşşan...

3. Kitabımız. Hz. Kur'an’ı ve ekmel din İslâm’ı bize getirip tebliğ eden Allah'ın Rasûlü...

4. Allah'ın evi Kâbe-i Muazzama ve ona bağlı bütün mescitler, hususiyle Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa...

5. Ezan-ı Muhammedi ve diğer bütün mukaddesat...

Dilerseniz sadedinde olduğumuz Kur’an-ı Kerim’e hürmet meselesi üzerinde biraz duralım.

“Muhakkak ki o (peygambere inzal olup size okunan kitap) elbette çok şerefli bir Kur'an’dır. Öyle ki, o korunmuş bir kitapta (Mushaf’ta, Allah katında Levh-i Mahfuz'da yazılı-saklı)dır. Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası el sürmesin, o âlemlerin Rabb’inden indirilmedir. Şimdi siz, bu ilahi kelâma mı yağ (leke) süreceksiniz (onu hor mu görüyorsunuz)? Ve (Kur'an'dan nasibinizi) rızkınıza şükretmeyi inkâra mı kalkışacaksınız?” [Vâkıa suresi, 77-82]

Yezid bin Hayyan Zeyb bin Erkam'dan rivayet rivayet olunan bir hadis-i şerifte Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bizleri şöyle ikaz buyurmuşlardır:

“Dikkat edin ey insanlar! Yakında Rabbımın ölüm meleği bana gelebilir ve ben de ona icabet edip ahirete gidebilirim. Böyle bir durumda size iki mühim vekil bırakıyorum.
Birincisi Allah'ın kitabı Hz. Kur'an'dır ki, onda Allah'ın size hidayeti ve nuru vardır. Onu baş tacı ediniz ve ona sımsıkı sarılınız.
İkincisi ise, benim Ehl-i Beytim'dir (onlara sahip çıkınız, hürmet ediniz), bunları Allah için size hatırlatıyorum.” (Riyazu’s-Salihin, Hadis No. 345'den)

Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) emrine imtisal ederek Kur'an-ı Kerim'e hürmet edip onu baş tacı yapanlar, dünya ve ahiret saltanatına nail oldular… En yakın örneği, Osmanlı Devleti’nin kurucusu mübarek ciddimiz Osman Gazi gibi...

Malumunuz olduğu üzere bu zat, Şeyh Edebali hazretleri'nin evinde bir akşam misafir oluyor. Şehy Edebali hazretleri ona Allah'ın kitabı Kur'an'ın fazilet ve meziyetinden bahsediyor. Sonra da Kur'an-ı Kerim'in bir kılıf içinde asılı bulunduğu odada yatak serdirip, yatması için onu o odaya gönderiyor. Gazi Osman Bey orada asılı Kur'an-ı Kerim’i görünce, sabaha kadar el pençe, divan duruyor. Şeyh Edebali hazretleri ise, sabaha kadar ibadet ettikten sonra, bir ara rüya görüyor. Rüyasında sırtından çıkan bir ağacın büyüye-büyüye, dallarının bütün dünyayı kaplar haline geldiğini müşahede edip, heyecanla uyanıyor. Sabah namazı için, Gazi Osman Beyi uyandırmaya gidince, onun sabaha kadar yatmadığını, yatağının hiç bozulmamış olduğunu ve Kur'an-ı Kerim'e karşı el pençe divan durduğunu, dehşet ile görüyor. İşte o zaman gece gördüğü rüyanın manasını anlıyor ve onu kızı Mal Hatun ile evlendiriyor. İşte bu evlilikten, dünyaya 600 sene hükmeden Osmanoğulları meydana geliyor. [Bkz. İslâm ve Osmanlı tarihleri]

Osmanlılar ve diğer bütün ecdadımız dünyada en şanlı dönemlerini Allah'a, Kitabullah'a ve Rasûlüllah'a bağlı ve saygılı oldukları dönemlerinde yaşamışlardır. Bunu kim inkâr edebilir?

İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri mektuplarından birini kaleme aldıkları bir gün, Kur'an-ı Kerim'den bir ayet yazıyordu; ama bir ara kaleminin ucuna bir türlü mürekkep gelmemişti. Kalemini tırnağına basarak boyanın gelmesini sağlamış ve bu arada da tırnağına bir nokta kadar boya intikal etmişti. Sonra abdest tazelemek maksadıyla ihtiyaç gidermek için tuvalete girmiş, ama tuvalete girmesi ile çıkması bir olmuştu. Talebeleri merakla kendilerine, neden böyle yaptıklarını sorunca İmam-ı Rabbani Hazretleri, yazdığı ayetin devamı olarak tırnağına basmış olduğu noktayı hatırladığını ve elinde Kur’an’dan bir noktayla tuvalete girmenin o Kitab’a saygısızlık olacağını düşündüğü için tuvaletten derhal dışarıya fırladığını, söylemişti. [Bkz. Berekât, Muhammed Haşim-i Keşmi]

Öyle bir tazim-tekrim-saygı örneği ki, Kur'ân'ın bir noktasına bile hürmetsizlik ekmekten şiddetle kaçınıyor!

ilim, edeb, Şam, saf, Kuran-ı Kerim, cami, şeâir, rahle, hürmet ve saygı, Haleb, mukaddesat, bel, yüksek,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU