Kibir hastalığından nasıl kurtulunur

Hocam kibri nasıl yenebiliriz?

Önce kibri ve kibrin kısımlarını görelim.

Kibir; büyüklük taslama, kendini büyük görüp başkalarını küçük görme, mütevâzi olmama demektir. [el-Gazali, İhyâ, 3, 326, 348]

Kibir iki kısımdır.

Birincisi: Allah Teala'ya ve Rasûlüne (s.a.v.) karşı olan kibirdir ki, bu küfürdür.

İkincisi: İnsanlar arasındaki kibirdir, bu da kötü ahlâktır, haramdır.

***

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Rasûlullah (s.a.v.) bir nasihatlerinde şöyle buyurdu:

- Kalbinde zerre miktarı kibir olan kişi (iman götürse bile ceza görmeksizin) Cennet'e giremez. (Rasûl-i Ekrem Efendimizin bu ürpertici açıklaması üzerine) bir sahâbî sordu:

- Yâ Rasûlellah! İnsan elbisesinin beğenilir, ayakkabısının güzel olmasını sever. (Bu duygu kibir midir?)

- (Hayır bu kibir değildir.) Zira Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir (büyüklük taslayarak); hakkı, doğruyu kabul etmemek ve insanları küçümsemektir. [Müslim, Sahih, İman 147; Tirmizî, Sünen, Birr, 61; et-Tâcu’l-Usûl, 5, 32]

Görüldüğü üzere hadis-i şerifte, kibirli insanın Cennet’e giremeyeceği anlatılmaktadır. Ancak buradaki kibir, Allah'a (c.c.) ve Peygamber’e (s.a.v.) karşı olan kibirdir. Onun için parantez cümleleriyle açıklama getirmeye çalıştık. Anlatılan manadaki kibir, küfür olacağından dolayı, bu kibri taşıyan insanın Cennet’e giremeyeceği muhakkatır.

Allah Teala kibirlenen insanları; eğer, bu hallerinden vazgeçmez ve bu hastalıklarından kurtulmaya çalışmazlarsa, “Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım” [Araf suresi, 146] diye ikaz ediyor. Başka bir ayet-i kerimede de, “Bana kulluk yapmayı büyüklüklerine yediremeyenler, aşağılanmış olarak Cehennem’e gireceklerdir” [Mü’min suresi, 69] buyurarak, şimdiden tedbir almaları için uyarmaktadır.

Ahlâkî bir hususiyet olarak kibir, başkalarını küçük görmek ve onlarla alay etmek anlamıyla düşünülürse, bu vasıf insanı dinden çıkaran bir özellik değildir. Ancak haramdır, insanı -Allah korusun- dinden çıkartabilecek fiiller işlenmesine sebep olabilir. Böyle bir özellik sahibi de Cehennem’de kibrinin cezasını çektikten sonra, eğer zerre miktarı da olsa iman götürebilmişse, Allah'ın rahmetiyle Cennet’e girecektir. Nitekim bir âyet-i kerime'de Mevlâmız:

"Artık onların kalplerindeki kinleri (kibirleri ve bütün kötü hisleri) söküp atmışızdır, (hepsi de) kardeşler olarak tahtlar (koltuklar) üzerinde karşı karşıya (oturmakta)dırlar." [Hicr suresi, 47] buyurarak, Cennet’e giren insanların kalbinden dünyadaki ahlâkî kusurlarının temizleneceğini anlatmaktadır.

***

İnsan, kendisinde bulunan her şeyin Cenab-ı Mevlâ’ya ait olduğu şuur ve idrâkine vardığı an kibir hastalığından kurtulur. Mesela, Allah Teala bize göz vermiş; onun verdiği göz sayesinde görebiliyoruz. Gördüğümüz için de kibirlenmeye hakkımız ve haddimiz yoktur. Bunun gibi Allah (c.c.) bazı kullarına, "kulun da istemesi istikametinde" ilim vermektedir. İstediği takdirde, ona verdiği ilmi alabilir. Demek ki bizdeki ilim de Allah'ındır. Kibirlenmeye hakkımız yoktur. Bu şuurla hareket etmek gerekir.

Hele ki kişi tasavvuf erbabı, maneviyat ehli ise, bu hususta çok daha hassas olmalıdır. Nitekim İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri buyururlar ki:

“İnnesâlike lev-raê nefsehu efdalu mine’l-kilâbi evi’z-zübâbi fe-hüve mahrûmün min kemâlâti haaulâi’l-ekâbir...”

Yani sâlik-derviş, eğer kendini köpeklerden ve kara sineklerden (bile) üstün görecek olsa, o, bu yolun büyüklerinin nail oldukları kemâlâttan (olgunluk haslet ve mertebelerinden) mahrum olur”.

***

Kibirden kurtulmanın çareleri

İnsan, kendisinde bulunan kibri, ancak onu tedavi edecek ilaçları kullanmak suretiyle yok edebilir. Tedavi olmak demek, kibri kalpten kökünden söküp atmaktır. Bunun ilacı da ilim ve ihlâs ile ameldir. İnsan, ancak bu ilaçları kullanarak tedavi olabilir.

İlim, insanın kendisini ve Rabbini tanımasına vesile olur. İnsan kendisini bildiği zaman, her şeyden daha aşağı ve her şeyden mahrum olduğunu anlar. Bunu anlayan kimse tevazu ehli olur. Rabbini bildiği zaman da kibir ve azametin, yalnız O'nun şânı olduğunu idrak eder. Nitekim Allah Teala bir ayet-i kerimede, “İnsan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık bir hasım kesilir” [Yasin suresi,77] buyurmuştur. Bunu bilen bir kimse, daha nasıl kibirlenebilir ki?

Kibrin tedavi edilmesinin bir yolu da ihlâs ile ameldir. Bu da bütün ibadetleri Allah için yapmak, riya ve süm’a karıştırmamak, bütün insanlara karşı mütevazi olmakladır. Bunun yolu da ancak Peygamber Efendimize (s.a.v.), ashab-ı kiram ve sâdâtın ahlâkına, denizden bir damla misali de olsa ittiba ve onları taklit etmekle mümkündür.

Kibiri tedavi etmenin diğer bir yöntemi ise, kibire yolaçan sebepleri terk etmektir.

Netice olarak, âkibetini bilmeyen ve kötü kimselerden olabileceği ihtimalini düşünebilen bir insanın kibirlenmesi mümkün değildir. Bir kimsede bu korku hâkim olduğu sürece, herkesi kendinden üstün görmeye başlar ki, insanoğluna en yakışan da budur.

Kısacası kibirden kurtulmanın en kestirme yolu; kendimizin koskoca bir “HİÇ” olduğumuzun şuur ve idrâkinde olup her hususta daima mütevazi olmak, kibir zehirini tevâzu panzehiri ile tedavi etmektir.

haram, küfür, kibir, büyüklük taslama, başkalarını küçük görme, mütevâzi olmama, Allah Teala'ya ve Rasûlüne (s.a.v.) karşı olan kibir, insanlar arasındaki kibir, kibir zehirini tevâzu panzehiri ile tedavi,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU