Tekfir nedir?

selamun aleykum hocam;
son zamanlarda internet ortamında yüzlerce sitede binlerce insanın tekfir konusunda bilinçli yada bilinçsiz konuştuklarını görüyuoruz, siz ehli sünnet itikadına göre tekfiri açıklar mısınız?
nedir? ne değildir, kimler tekfir edilir, kimler eder,
özellikler tasavvuf ehlini tekfir eden,şirk ile itham edenlere nasıl cevaplar vermeliyiz.
sitede arama yerini bulamadım.tekfir ile ayrıntılı yazınız varsa ulaşamadım,daha önce cevaplandıysa özür dilerim hocam.

Ve aleyküm selam.

Meselenin tahliline geçemeden önce kısaca ifade edelim: Tekfir ağır, vebâli de bir o kadar büyük ve tehlikeli bir iştir, son derece kaçınmak gerekir. Hiçbir Müslümanı özellikle de tasavvuf erbabını tekfir etmekten şiddetle uzak durmalıyız. Tekfir ehline verilecek cevap da, aşağıda yapacağımız açıklamaların içinde mevcuttur. Lütfen dikkatle okuyunuz.

Kelime olarak “tekfîr”, küfr mastarından gelir. Bir kişiyi kâfir saymak, kâfir olduğuna karar vermek veya birine kâfir demektir. Tekfir kelimesi ayrıca keffaret vermek, günahları bağışlamak anlamına da gelir. Keffaret ve tekfir kelimeleri insan için kullanılırsa, ‘günahlarının bağışlanması için keffaret yaptı yani sadaka verdi, oruç tuttu, iyilik yaptı’ anlamına gelir. Bu kelimeler Allah Teala için kullanıldığında; ‘günahları örttü, bağışladı, affetti’ manasınadır. “Keffere” fiili ve bunun masdarı olan “tekfîr” kelimesinde, Arapça’da hem bir kişiyi kâfir saymak, hem de keffaret anlamı varsa da, Türkçe’de “tekfîr” kelimesi daha çok bir kimseyi kâfir saymak manasına kullanılır.

İslâm dünyasında tekfir hareketi, Havâric’in ortaya çıkışıyla başlamış, daha sonra oluşan itikadî ve felsefî fırkalar birbirlerini tekfire yönelmişlerdir. Genelde üç yönde tekfir hareketi ortaya çıkmıştır:

1- Bid’at ehlinin birbirini tekfiri

2- Bid’at ehlinin Ehl-i Sünnet’i tekfiri

3- Ehl-i Sünnet ile Selefiyye’nin, Bid’at ehli ile filozofların tekfiri…

Ehl-i Sünnet kelâm âlimleri, son derece ciddi bir hassasiyetle meseleye eğilmişler ve Ehl-i Kıble denilen, Kâbe’ye doğru namaz kılmanın farz olduğunu kabul eden hiçbir kimsenin tekfir edilemeyeceğini belirtmişlerdir. Delilleri de Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.), “Son sözü ‘lâ ilâhe illallah’ olan kimse Cennet’e girer" [Buharı, Sahih, İman 26, 40] hadisidir. Benzer bir müjdeli hadis de şöyledir: “Kim, ‘Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerîke leh’ derse, Cennet ona vacip olur.” [el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 1, 16]

Bu itibarla Ehl-i Sünnet çevrelerinde, ‘Ehl-i Kıble’yi tekfir eden tekfir olunur’ denilmiştir. Çünkü hadis-i şerifte, “Bir adam (din) kardeşine ‘ey kâfir’ derse, bu söz ikisinden birine döner. (Yani kâfir dediği Allah katında gerçekten kâfirse, söz kâfire aittir. Ama kâfir denilen Allah indinde mü’minse, söz kâfir diyene döner ve kendisi kâfir olur.)” [Buhari, Sahih, Edeb, 73; Müslim, Sahih, iman, 111; Tirmizî, Sünen, iman 16]

***

Başlangıçta da belirttiğimiz üzere tekfir, son derece önemli ve ve vebali büyük olan bir iştir. Muayyen bir kişiyi belirtmeden, ‘şöyle-şöyle yapanlar kâfir olur’ demek ve küfür sebeplerini saymak insana bir sorumluluk getirmez. Tabii ki bu sebepleri doğru ve isabetli olarak belirlemek kaydıyla…

Açıktan küfre delalet eden söz ve fiiller ortaya koyan kişiyi kâfir saymakta da bir mahzur olmayabilir. Çünkü biz zâhire göre hüküm veririz. Fakat kendisinin mü’min ve Müslim olduğunu iddia eden ve bunu söyleyen kişiyi, İslâm’ın bazı hükümlerini uygulayan bir kişiyi, kâfir sayma hususunda çok dikkatli olmak gerekir. Bir kimse, inkâr etmemek kaydıyla İslâmiyetin bir veya birden fazla hükmüne aykırı davranıyorsa, o kişi kâfir değil gürankârdır. Haramı helal, helali haram kabul etmemek şartıyla sadece bir davranışının İslâm’a zıt oluşu o kişiyi kâfir saymak için kâfi değildir. İslâm’a aykırı bir davranışın altında inkâr olursa, veya İslâm’ı küçük görmek, İslâm’ın alameti sayılan şeylere hakaret etmek söz konusu ise, ya da o davranış küfür alameti mesela istavroz çıkartmak, haç ve zünnâr takmak gibi ise, bu davranışlar küfür sayılır. Detaylı bilgi için bkz. http://www.mollacami.net/soru-ve-cevaplar-125.html

Ayrıca kişi, ‘Allah benim davranışlarıma ne karışır, ben istediğim hareketi yaparım, istediğim şekilde yaşarım’ tavrı ve zihniyetiyle Allah’ın hâkimeyetini/emretme ve itaat ettirme hakkını ve ilahlığını hiçe sayarak bir takım davranışlar sergiliyorsa, bu kişi de kâfirdir. Ağızdan çıkan sözler için de durum aynıdır. Bu sözler İslâm’ın bir hükmünü inkâr, küçük görme manası taşıyor veya küfrü, küfrün bir hükmünü ve alamatini benimseyici, övücü manalar taşıyorsa bu sözün sahibi de kâfir olur.

Hangi sözlerin küfür olup hangilerinin olmayacağı İslâm akâidi-fıkhı ve ahlâkına dair kitaplarda teferruatlı olarak belirtilmiştir. Detaylı bilgi için oralara bakılabilir.

Söz ve davranışların küfür olup olmamasında aslolan niyet olmakla birlikte, bizler zâhire göre hükmetmek zorundayız. Küfrü gerektiren bir davranış veya sözü ortaya koyan kişinin niyeti küfür olmayabilir. Niyetinin Allah nezdinde geçerli olup olmayışına göre o kişi, Allah katında kâfir de mü’min de olabilir. Gerçek durumu ancak Allah Teala bilir.

Peki bizim insanları iman yönünden muhâkeme etme/yargılama durumumuz nedir?

Bir kişinin kâfir olup olmayışının ferdî sahada kalmayıp içtimai / toplumsal yönünün de olması, İslâm hukukunda tekfir işlemine çok büyük önem kazandırmaktadır. Çünkü bir kişi kâfir veya İslâm oluşuna göre İslâm toplumunda birbirine taban tabana zıt statülere/hallere-durumlara sahip olmaktadır. Binaenaleyh bir kâfir Müslüman bir toplumda vatandaş olarak yaşıyorsa, bir Müslümandan farklı statüye tâbidir. Farklı sorumlulukları ve ayrıcalıkları vardır. Mesela Müslüman zekât ve öşür verir, kâfir cizye ve harac verir. Müslümanlar kâfir erkeğe kız veremezler, onları Müslüman mezarlığına gömemezler, kâfir ve Müslüman birbirine mirasçı olamaz, ve saire… Bunun yanında gayrimüslim bir vatandaş dini vecibelerini yerine getirmede serbesttir; İslâm’da yasak olup kendi dininde yasak olmayan şeyleri İslâm toplumuna zarar vermemek şartıyla yapabilir. İçki içmek, domuz eti yemek gibi… Müslümanlarla birlikte savaşmak zorunda da değildir.

İslâm hukukunda, İslâm devletinin kâfir olan vatandaşına “zimmî” denir ve bunların hak ve sorumlulukları, ayrıcalıkları bütün detaylarıyla belirlenmiştir. Bazı farklar dışında temel insan hakları açısından bir Müslüman vatandaşın bütün haklarına sahiptirler.

Anlaşma ile İslâm toplumunda bulunan bir gayrimüslime müste’men denir. Bunların da hak ve sorumlulukları belirlenmiştir.

Önceden Müslüman iken İslâmiyetten çıkana da mürted denir.

Bütün bunlar göz önüne alındığında görülür ki, bir insanı gelişigüzel tekfir etmek son derece mahzurludur.

Bir Müslüman, başkalarını dış görünüşüne göre değerlendirir. Zaten insanların içini bilmek mümkün değildir. Çevresindeki insanın dış görünüşüne göre mü’min veya kâfir olduğuna kanaat getirir ve bu kanaatine göre davranır… Münasebetlerini ona göre ayarlar. Onu yargılamak ve içtimai statü biçmek İslâm toplumu idarecilerinin/otoritelerinin vazifesidir. Fakat bir Müslüman, dıştan kâfir olduğuna hükmettiği kişilere de, Müslümana bir kardeşine davrandığı gibi davranmamak zorundadır. Nihai planda ise elbetteki işin hakikatini Allah (c.c.) bilir. O bakımdan insanlarla ‘sen kâfirsin, mü’minsin’ tartışmalarına girişmenin sorumluluğu büyüktür. Allah korusun, söylediğin söz doğru değilse o hüküm, bumerang gibi döner seni vurur.

Meseleyle ilgili ayrıca bkz. http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/538-kufur-fetvasi.html

***

Meseleyi şöyle özetleyebiliriz:

"Bir Müslümanda 99 küfür alameti görülse, bir iman alameti olsa onun küfrüne hükmetmeyiz" sözü, hemen bütün Ehl-i Sünnet âlimlerinin (bilhassa müteahhirunun) Kelâm ve Fıkıh kitaplarında rastladığımız bir hüküm cümlesidir.

Tekfir müessesesi yani bir kimsenin herhangi bir söz veya fiilden dolayı küfre girdiğine hükmetme işi, yerli yerinde işletilmediği zaman dünyevî ve uhrevî çok büyük sıkıntılara yol açabilecek bir meseledir. Günümüz şartlarında bir şey ifade etmeyebilir; ama İslâm tarihi, tekfir meselesinden dolayı bu ümmetin yaşadığı çok büyük acı ve sıkıntılarla doludur.

Ehl-i Sünnet âlimlerimiz, bir kimseyi tekfirde alabildiğine hassas davranmış, hatta maddi-manevi ağırlığı sebebiyle herhangi bir kimsenin tekfiri mevzuunda ağzını açmama kararı alanlar bile olmuştur.

Bu meselede ölçü, İmam-ı Azam Ebû Hanîfe (rh.) hazretlerinin dediği gibi olmalıdır. O büyük İmam buyurmuşlardır ki: “Bir kimse, kendisini iman dairesine sokan hususlardan (zarûrât-ı diniyyeden) herhangi bir şeyi inkâr etmedikçe tekfir olunmaz”.

Ayrıca, "küfr-i lüzûmî" ile "küfr-i iltizâmî" farkına da dikkat etmek gerekir. Bir kimseden, bilerek-isteyerek küfre girmeyi kasd etmeksizin sâdır olan "elfâz-ı küfür", "küfr-i lüzûmî" grubuna girer. Bir kimse küfre girmeyi niyet etmeksizin, mesela kızgınlıkla veya sürç-i lisân ile bu sözlerden birisini söylemiş olursa, hemen tekfir edilmemelidir.

Ancak bu sözler bir kimseden bilerek-isteyerek sâdır olsa ve o kişi, bu sözlerin, sahibini küfre düşüreceğini biliyorsa, burada "küfr-i iltizâmî" söz konusudur ve -Allah korusun- kâfir olur...

Dilerseniz küfr-i lüzûmî ile küfr-i iltizâmî nedir, aralarında ne fark nasıldır, onu biraz açalım.

Bir kişinin belli bir davranışı, dış görünüşü itibarıyla küfrü gerektiriyor, "bunu ancak kâfir olan yapar, söyler" kanaatini veriyorsa, buna "küfr-i lüzûmî" denir. Bu durumda kişi, mezkûr davranışının küfrü gerektirdiğini bilmiyor, yahut bunu yaparken kâfir olmayı kasdetmiyor olabilir. Eğer şahıs, yaptığının ve söylediğinin küfrü gerektirdiğini, Müslümanın dinden çıkmasına sebep olduğunu biliyor ve bu maksatla söz konusu davranışta bulunuyorsa, küfrü iltizam ediyor ve benimsiyor demektir; işte buna da "küfr-i iltizâmî" denir.

***

“…tasavvuf ehlini tekfir eden, şirk ile itham edenlere nasıl cevaplar vermeliyiz” sorunuzun cevabı için de lütfen bkz.

http://www.mollacami.net/soru-ve-cevaplar-6.html
http://www.mollacami.net/soru-ve-cevaplar-1020.html


Lâ ilâhe illallah, sadaka, keffaret, oruç, iyilik, elfaz-ı küfür, tekfir, şirk ile itham, ehl-i sünnet itikadı, tasavvuf ehli, itikadî ve felsefî fırkalar, bid'at ehli, selefiyye, filozof, ehl-i kıble, küfr-i lüzûmî, küfr-i iltizâmî,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU