Kurşun döktürmek

kurşun döktürmek caiz mi dir.


Bunun bizatihi manevi bir yönü ve tesiri bulunduğunu düşünerek yapmanın, yani faydayı Allah’tan değil de kurşundan beklemenin elbette sakıncası vardır. Dolayısiyle nazar veya diğer rahatsızlıklar için bu inançla kurşun dökülmesi veya döktürülmesi doğru değildir, caiz olmaz.

Ancak bu iş, hastalığın/rahatsızlığın izâlesinde sebeplerden bir sebep olarak görülüp inanıldığı ve o niyetle yapıldığı/yaptırıldığı takdirde bir mahzuru olmayabilir. Çünkü sebepler âlemindeyiz malum. Her şey bir sebebe raptedilmiş…

Nasıl ki bakan gözün nazarından, sahibinin “Mâşallah, Lâ kuvvete illâ billah” demediğinde zararlı bir şûa hasıl olup yayılıyorsa, dökülen kurşun sebebiyle de o kötü tesiri bertaraf edecek bir netice meydana gelebilir. Nitekim bazılarının ifadesine göre, o esnada orada manyetik bir alan oluştuğu ve bunun da negatif enerjiyi aldığı dile getiriliyor. Eğer tıbbî araştırmalar da bunu destekliyor ve yararlı olduğunu / olabileceğini söylüyorsa caizdir, yoksa faydasız ve manasız bir şey için de caiz olmaz deriz.

***

Sorunuzu böylece cevapladıktan sonra, dilerseniz nazar’ın dinimizdeki yeri ve durumu hakkında bazı açıklamalara yer verelim.

Bilindiği üzere insanı tesir altına alan, hasta eden bazı vak’alar vardır ki, tıp ilmi bunlar için kesin teşhise varamamıştır. Gerçek sebebi hakkında da açık bir bilgi verememektedir. İşte bunlardan birisi de “nazar etme (göz değme)dir. Nazarın hakikat olduğu, nazar edilen kimsenin hastalanmasına, hattâ ölümüne sebep olduğu da bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Nazarın gerçek olduğunu ve insanın kaderiyle yakından alâkasının bulunduğunu ifade eden Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Nazar haktır, kader ile yarışan birşey olsaydı, nazar değme işi yarışıp onu geçerdi (kaderi değiştirirdi).” [Müslim, Sahih, Selâm, 42; İbni Mâce, Sünen, Tıb, 3]

Ancak nazarın kaderle alakası olmakla beraber onun tesirini yaratan yine Cenab-ı Hak’tır. Yoksa bizzat nazar eden kişi o hadiseyi meydana getirmiş değildir. Nazarı keskin olan kimse birşeye baktığı anda Cenab-ı Hak o şeyde zararı yaratmaktadır. Çünkü iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah’tır. Allah’ın iradesi dışında hiçbir şey meydana gelmez.

Nazar etmenin, ölümü, kişinin helâk olmasını netice veren cihetini bizzat Rasûlullah Efendimizden (s.a.v.) öğreniyoruz. Câbir bin Abdullah’ın rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir.” [el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2, 76]

Böylece, nazara uğrayan deve nasıl ki ölüm hastalığına yakalanıp eti tencereye konuyorsa, aynı şekilde nazar edilen kişi de hayatından olup mezara girebilmektedir. Hadis-i şeriften nazarın tesirinin yalnız insana bağlı kalmadığı, bütün canlılara, hattâ insanın, dikkatini çeken her türlü şeye de zarar verebildiği anlaşılmaktadır.

***

Asr-ı Saadet’te geçen, nazarla ilgili bir hadiseden, mü’minin beğendiği birşey karşısında nasıl davranması, neler söylemesi gerektiği… Nazar etmenin din kardeşini öldürme sayılacağı… Nazara uğrayan ve nazar eden kimsenin neler yapması icap ettiği hususunda geniş bilgiler çıkarmak mümkündür.

Sahabîlerden Amr bin Rebia, Sehl bin Huneyf’i (r.anhum) yıkanırken görür, nazar eder. Sehl çarpılmış gibi yere yıkılır. Onu alıp Rasûl-i Ekrem Efendimizin (s.a.v.) bulunduğu yere götürürler. Onlardan durumu öğrenen Peygamberimiz,

- “Kimden şüphe ediyorsunuz?” diye sorar. Sahabîler, Amr bin Rebia’nın ismini verirler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) Amr’ı azarlayarak,

- “Sizden biriniz neden din kardeşini öldürüyor? Biriniz kardeşinde beğendiği, hoşuna gittiği birşey gördüğü zaman ona mübarek olması için dua etsin (Mâşallah, Bârekallah gibi sözler söylesin)” buyurur.

Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.) bir miktar su ister ve nazar eden Amr’ın abdest almasını emreder. [İbn Mâce, Sünen, Tıb, 32, İmam Ahmed, Müsned, 3, 447]

Bir nevi abdest olan bu tatbikatı fıkıh âlimlerimiz şöyle tarif ederler. Bir kabın içine su konur. Nazar eden kimse bir avuç alır, ağzını çalkar, suyu kabın içine püskürtür. Sonra aynı sudan alarak yüzünü yıkar, sonra sol eliyle su alarak sağ elini yıkar, sağ eliyle de alarak sol elini bileklere kadar yıkar. Daha sonra sağ ve sol dirseklerini yıkar. Sonra dirseğini ve omuzu arasını yıkar. Sonra ayaklarını, sağ ve sol dizini yıkar. Elini ve ayaklarını yıkarken, kolunu ve dizinden aşağısını yıkamaz. Daha sonra sağ böğrünü aşağı doğru yıkar. Bütün bu organlarını yıkadıktan sonra su aynı kapta biriktirilir. Nazar eden kişi bu işi tamamladıktan sonra su kabını alarak nazar ettiği şahsın arkasında durup başına döker. [Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim, 14, 172-173] Kullanılan bu su pis sayılmamaktadır. Bunu Peygamberimizin bizzat kendi tatbikatından anlamaktayız.

Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) kısaca tarif ettiği ve âlimler tarafından da genişçe izah edilen bu yıkamanın bilinmeyen pek çok hikmeti, şüphesiz, vardır. En azından nazar şüphesini gidermek için bu sünneti yapmak gerekir. Bu yıkama ve dökme işi Sahabîler tarafından da zaman zaman tatbik edilmiştir.

Bu iş yapıldıktan sonra nazar eden kimse bereket duasında bulunarak, “Mâşallah, Lâ kuvvete illâ billah” derse, meydana gelebilecek zararı Allah’ın gidereceği bildirilmektedir. Zaten bu yıkama işinin yapılması bir nevi fiilî duadır. Tesir ve şifa ise Allah’tan beklenmelidir.

***

Nazardan ve ondan gelebilecek şerden Allah’a sığınmalıdır. Hz. Âişe’den (r.anha) öğrendiğimize göre, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ona göz değmesine karşı rukye yapmasını (dua okumasını) emretmiştir. [İbni Mâce, Sünen, Tıb, 34]

Başka bir hadiste “Nazardan Allah’a sığınınız” [İbni Mâce, Sünen, Tıb, 32] buyurularak, şifayı Allah’tan istememiz hatırlatılmaktadır.

Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) göz değmesi karşısında ondan korunmak için hangi duaları okuduğunu ve neler yaptığını Ebû Said el-Hudrî (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Rasûlullah (s.a.v.) (Cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırım, gibi dualarla) cinlerin nazarından, sonra da insanların nazarından Allah’a iltica ederdi. Sonra Muavvizetân (Felâk ve Nâs Sûreleri) inince bu sûrelere devam etti. Diğer duaları terk etti.” [İbni Mâce, Sünen, Tıb, 34]

Şu halde, nazar eden ve zarar verenler yalnız insanlar değildir. Aynı zamanda cinler de nazar edip, insana zarar vermektedir. “Cinlerin nazarı oktan daha sür’atli geçer” diyen bazı âlimler göz değmesini, cinlerin çarpması ve nazar etmesi mânâsında da anlamaktadırlar.

Hasılı, Peygamberimizin (s.a.v.) tatbik ve tavsiye ettiği mânevî ilaçlardan başka yollara başvurup şifa aramak mü’mine yakışmaz. Cahiliye devrinde Araplar bazı hastalıklardan dolayı boyunlarına ve kollarına çeşitli âlet ve boncuklar takarlardı. Deva ve şifayı da o taktıkları şeylerden beklerlerdi. Şirk kokan, İslâm inancına uymayan bu nevi işleri şiddetle yasaklayan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kim birşey takarsa bütün işleri o taktığı şeye teslim edilir” [Tirmizi, Sünen, Tıb, 24] buyurmuştur.

Böylece takılan o şeyin, Allah’ın izni/yaratması olmadan kendi başına bir fayda vermeyeceği, ayrıca kişinin bütün ümidini bizzat ona bağlamasıyla da inancına zarar geleceği anlatılmış oluyor.

Nazardan korunmak için “nazar boncukları” takmak İslâm inancına uymayan bâtıl âdetlerdir. Bu gibi şeyleri insanın takınması caiz olmadığı gibi, bir hayvana veya bir eşya üzerine takmak da aynı şekilde meşru değildir. Peygamberimizin haram saydığı bazı şeyler arasında nazarlık takınmak da sayılmaktadır. [Neseî, Sünen, Zînet, 17]

***

S o n u ç

Bu işlere benzeyen ve halk arasında mum eritmek, kurşun dökmek veya ot yakıp hastanın başının üzerinde gezdirmek gibi tatbikatlara tevessül etmemek en doğru olan yoldur. Çünkü Cenab-ı Hak her türlü derdi verirken meşru olarak dermanını da yaratmıştır. Mü’min, ölçü olarak daima sünneti almalı, o çizgiden çıkmamaya çalışmalıdır. İstikamet, saadet ve selamet ancak bu yolla mümkündür.



sebep, Nazar, tıbbî, manevi, Kurşun döktürmek, manyetik, negatif, şûa, tesir, raptedilmiş, “Mâşallah, Lâ kuvvete illâ billah”, rukye, Muavvizetân, “Nazar haktır, kader ile yarışan birşey olsaydı, nazar değme işi yarışıp onu geçerdi (kaderi değiştirirdi).”,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU