Ebeveyn çağırdığında namazdan çıkılır mı

ebeveyn cagirdiginda farz veya nafile namazdan cikilirmi

Bu hususta farz namazlarla alakalı hüküm

Farz namazı bozmak, ancak bir zaruret sebebiyle olabilir. Mesela kişinin anne veya babası, "imdat" dilemiş ve bekleyecek durumda değilse, o zaman namazı bozup onlara cevap verebilir.

Fakat, böyle bir durum söz konusu olmadığı / zaruret bulunmadığı takdirde, farz namazı kesip cevap vermesi doğru olmaz. Zira namaz hali, kulun, Rabbinin davetine icabet etme halidir. Bu icabet, zaruret bulunmadıkça bir kulun çağırması sebebiyle yarıda kesilemez.

***

Nâfile namazlara gelince…

Ebeveyni onun namazda olduğunu bildiği halde çağırıyorsa, bu çağrıya icabet etmemekte / cevap vermeyip namaza devam etmekte bir beis yoktur. Fakat kıldığı namaz nâfile olduğundan, bozması ve cevap vermesi evlâ görülmüştür.

Şayet kendisini çağıran anne ya da babası, onun namazda olduğunu bilmeyerek çağırmış ve kıldığı namaz da nâfile ise, kişi, namazı bozup ona icabette bulunması / çağrısına uyması vâcip olur.

***

Soruyu kısaca cevapladıktan sonra, Nimet-i İslâm’dan “Kat’-ı Salâtı İcap ve İcâze Eden Şeylere ve Cevâz-i Te’hîr-i Salâte Dair” başlığı altında verilen açıklamaları, biraz sadeleştirerek paylaşmak isterim. Böylece bu husustaki bilgilerimizi tazelemiş oluruz.

Bilindiği üzere namazın kesilmesi / bozulması her ne kadar haram ise de, şer’î bir engelden dolayı bazen caiz, bazen de vâcip olur.

Bu cümleden olarak “melhuf”un istiğâsesi üzerine iğâseye kadir olan musalliye, namazı farz dahi olsa kesmek vacip olur.

Melhuf, bir zorbanın sataşması veya suya düşmek yahut hayvan saldırmak gibi kendisine kaygı verici olan bir şeyin isabetiyle başı dertte olan / sıkıntıya düşen kimsedir.

İstiğâse, feryat edip yardıma çağırmaktır.

İğâse de, yardım edip kurtarmaktır.

Mesela davara kurt veya diğer canavarlardan birinin gelmesi halinde, â’mâ olan yahut tehlikeden haberi olmayan kimsenin kuyu gibi bir tehlikeye düşmesi korkusunda da namazı kesmek / bozmak vâcip olur. Nitekim ebe, alacağı çocuğun veya annesinin helâkinden ya da bir uzvunun telefinden -galip zan ile- korktuğu / endişelendiği vakit, namazda ise kesmek, değilse namazı vaktinden tehir etmek (kazaya bırakmak) vâcip olur.

Anlatılan korku / endişe üzere zannı galip (kuvvetli zan, gerçeğe en yakın sezme-sanma) olmadığı takdirde bile ebenin namazı sonraya bırakarak çocukla meşgul olmasında, mazeretten dolayı beis yoktur. Bu hususta çocuğun annesi de ebe gibidir. Hatta namazın tehirinde ondan evlâdır / daha lâyıktır.

Kırda bulunan kimse de, hırsızlardan veya yol kesicilerden yahut canavar ya da sel tehlikesinden korktuğu takdirde, namazını vaktinden sonraya tehir edebilir (kazaya bırakabilir).

Namaz kılan kimse nâfile namazda olup da ebeveyninden biri onun namazda olduğunu bilerek kendisini çağırırsa, icabet etmemekte beis olmaz. Eğer namazda olduğunu bilmeyerek çağırırsa, vâcip olarak icabet eder.

Namaz kılan kimse farz namazda olup da ebeveyninden birinin istiğâsesiz (imdat dilemeksizin normal olarak) mücerret çağırması sebebiyle namazı kesmek câiz olmaz. Zira namazı kesmenin / bozmanın cevazı zarurettendir.

Bir dirhem gümüş değerinde olan şey, başkasının dahi olsa, çalınma korkusu üzerine, farz bile olsa namazı bozmak câiz olur. Çünkü o miktar şey mal’dır. Malın müdafaası için mukatele / savaşma / vuruşma bile meşrudur. Çalınacak şey başkasının olması takdirinde de, gücü yeterse namazı kesmekte zulmü def ve münkerden nehy eylemek (haksızlığı bertaraf etmek ve kötülüğe engel olmak) meziyeti vardır.

Kadının, namazda iken ateş üzerindeki çömleğinin / tenceresinin kaynayıp taşmasından ve çocuğununu ağlayıp haykırmak gibi şeylerle elemli / ıztıraplı olmasından korkmasıyla da namazı kesmesi câiz olur.

Bir kâfir, kendisine İslâm dinini telkin etmeyi (anlatıp öğretmesini) namaz kılan kimseden istemekle, namazını kesmek musalliye câiz olur. Tabii bu hüküm, namazda kalmak da ona mubah olur demektir. Mubahlığın sebebi, iki ibadetin çatışmasıdır. Bununla o namaz kılan kimse, onun küfür üzere kalmasına râzı sayılmaz. Yani namazda değilken onun İslâm’a girmesini tehir etmek gibi olmaz.

Geçmiş namazların kazası derhal vâcip ise de, çoluk çocuğunun geçimini sağlamak üzere çalışmak gibi bir özürden dolayı, onu tehir etmek de câizdir.

Farz namazı bozmak, ancak bir zaruret sebebiyle olabilir. Mesela kişinin anne veya babası, "imdat" dilemiş ve bekleyecek durumda değilse, o zaman namazı bozup onlara cevap verebilir.

Fakat, böyle bir durum söz konusu olmadığı / zaruret bulunmadığı takdirde, farz namazı kesip cevap vermesi doğru olmaz. Zira namaz hali, kulun, Rabbinin davetine icabet etme halidir. Bu icabet, zaruret bulunmadıkça bir kulun çağırması sebebiyle yarıda kesilemez. [Mehmed Zihni Efendi, a.g.e., İstanbul, H. 1398 (m. 1978), s. 597]

farz namaz, imdat, ebeveyn, çağırdığında, namazdan çıkılır mı, namazı bozup onlara cevap verebilir, nâfile namaz, namazda olduğunu bildiği halde, namaza devam etmekte bir beis yoktur, bilmeyerek, vâcip olur,

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son bakılanlar

İftar Vakitleri: İstanbul | Ankara | İzmir | Bursa | Konya | Köln | Londra

JOHOR KEDAH KELANTAN KUALA LUMPUR LABUAN MELAKA NEGERI SEMBILAN PAHANG PERAK PERLIS PULAU PINANG PUTRAJAYA SABAH SARAWAK SELANGOR TERENGGANU