Ve aleykümselâm...
***
Gençliğimizin belli noktada ciddi sıkıntılarıdır değinmiş olduklarınız. Belli yaşlarda şehevâni arzuların götürdükleri, psikolojik sorunların başını çekebiliyor. Bizlerce genciz ve sizi anlayabilecek yaş ve tecrübedeyiz aşağı yukarı. Zaman âhir zaman, nefisle şeytanla, fisk u fücura götüren yollarla mücadelenin zorluğu dille ifade edilebilecek kadar kolay değil. Ama kendini koyuvermerk çare olmadığı gibi, kendimiz düstûr edinmemiz gereken söz-slogan da bellidir; "
Allâh haramdan kaçanı korur!"
Ben aciz aklımla diyebilirim ki, bir genci huzursuzluğun dip kuyusuna atan yegâne sebep, şehvetâni arzularıdır. Bunu çoğu kişi dile getirmekten kaçınır ama bilinmesi gereken gerçek ise, bir gencin düşmanın bu veya benzer versiyonları olduğudur.
Siz sorunun nerde olduğunu bulmuş, analizi üzerinde yoğunlaşmışsınız. Hatasını anayabilmek, sersem tavuk misali huzursuzluğunun panzehirini dahi bilmekten aciz olanlar grubundan ayırır sizi.
***
İçinizi kemirir, ama "
kermirenin" ne olduğunu anlamak güçtür. Dahası, belli dini eğitimden geçmiş olan kardeşlerimiz bu "
kemirgen"in ne olduğu anlar ama panzehirini bilemez. Veya o panzehiri içmeye kendinde dermân bulamaz.
İslâm su, insan balık. Suya gir kurtul!Çaresizlik anları olarak telakki edilir o anlar. Yaşamak anlamsızdır, bazen "
ölmek" temennisi eser beyinlerde. Bazen çaresizlik o kadar büyütülür ki gözde, yol yoktur. Uçsuz bir ummandadır sanki, dörtte üçü denizlerle kaplı olan dünyanın denizlerinin orta koordinatlarındadır da, el sallayıp bağırıp binecek bir geminin geçmesi ihtimal kapsamında bile değildir.
Aslında öyle birşey yoktur!Yukarda "
umutsuzluk ummânı" psikolojisini betimlemeye çalıştığım hal, yalnızca şeytanın bir vesvesesinden ibârettir. İlmihal kitaplarımızda Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyi edepsizlik olarak öğrendik. Kaybolan iğnemizin bulunması için dahi o
Mevla-yı Zülcelâl'in kapısını çalmayı "
zevk" bildik. Öyle öğrendik...
O'na yöneldiğinde "
o" dahi, çölde su dolu devesini kaybetmiş birinin devesini bulduğundaki sevincinden daha fazla sevindiğini bildirmişse, bizim nasıl çalacak başka yüce bir nasıl kapımız olabilir?
Kulunu o huzursuzluğun dip bucağından çekip kurtarmak için bekleyen, bunun için bir kıpırtı isteyen mevlayı zülcelâlin sepetine el uzatmayı çok görmemek herşey için yeterli olacaktır.
***
Bir de referansınız olsun. "
İsteme" fiilini icrâ ederken "
Şu zâtın referansıyla kapına geldim ey Allah'ım!" deyin ki, boşalan göz yaşlarınızı, hâl-i pürmelâlinizi öncelikle o zata sunup "
himmet" isteyin.
Hatırlayın,
Sahib-i Zamân Hazretlerini hatırlayın. Mekânını hatırlayın, bir "
Karacaahmet" misâli onu gönül konağınızda ebediyyete kadar misafir edin. Onu aracı edin. Nuru-feyzi alabilmek için adeta bir çocuk misâli nazlanın. Kısaca;
Mevlânın dostlarıyla bağ kurun! Sağlam olsun bu bağ, kalbî bir "
râbıta"nız olsun ki, nefsin başıboşluğuna boyun eğmeyesiniz. Şikayet ettiğiniz nefs-i emmâreyi demir parmaklıklar ardına gönderesiniz.
***
Rahmeti, ihsânı, lûtuf ve keremi sonsuz ve her an dâim olan Rabb'imizin zikrinden uzak yaşanan bir hayat, mânâsız olduğu gibi, insanı tatminsizliğe götürür.
Bütün sıkıntı, stres ve sapıklıkların temelinde ise, kalb huzûrsuzluğu-tatminsizliği vardır; kalbin tatmini, huzûr ve sükûnu ise, ancak Allâh'ı zikirle mümkündür.Son olarak;
Sizi

Linklerin Görülmesine Izin Verilmiyor
Linki Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yapwww.zehirliok.com
sitemize dâvet ediyoruz.
Selam sevgi ve duâ ile...