« önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: BU UNUTULUR MU?  (Okunma Sayısı 98 defa)
güvercin24
Aktif
**

Puan Etiketi: 19
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 169


« : Aralık 25, 2008, 14:55:14 »

(Unuttuk Maalesef.)

********

Birinci Dünya Savaşı'nda

İngilizlere,

150 bin askerimiz esir düştü.

Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın

İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na

Hapsedildi.

********

Kampın tam adı,

'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi.

Bu kampta,

 1918'de

 Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı

 Osmanlı Askerleri

 Tutuluyordu.

********

12 Haziran 1920'ye kadar

 Iki yıl boyunca

 Her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.

********

İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi.

********

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların

 Yalan yanlış çevirileri ve

 kışkırtmaları nedeniyle,

 kampların İngiliz komutanları,

 azılı Türk Düşmanı haline

 gelmişlerdi.

********

Savaş bitmişti.

Ancak,

 Kamptaki ağır koşullar nedeniyle

 ölenler dışındaki askerleri

 Teslim etmek,

İngilizlerin işine

 Gelmiyordu.

Çünkü,

olası yeni bir savaşta,

 Bu askerlerin

Yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,

İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.

********

Çözüm

Toplu katliamdı.

Askerlerimiz,

 Mikrop kırma bahanesiyle,

süngü zoruyla

 Dezenfekte havuzlarına sokuldu.

Ancak;

Suya normalin çok üzerinde

'krizol' maddesi

katılmıştı..

Mehmetçik,

Suya daha ayağını soktuğunda,

aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.

Ancak,

 İngiliz Askerleri,

 dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.

Mehmetçikler,

Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.

Ancak,

Bu kez İngilizler havaya

 (başlarının üzerine)

ateş etmeye başladı.

Askerlerimiz,

 ölmemek için,

 çömelerek  başlarını suya soktular.

Ancak,

başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.

Çünkü gözleri yanmıştı.

********

Dışarı çıkanların halini gören

sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi

Ve 15 000 (15 bin) askerimiz

 kör oldu.

Bu vahşet,

25 Mayıs 1921 tarihinde

TBMM.' de  görüşüldü.

Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler

 Bir önerge vererek,

Mısır'da esirlerin

 Krizol banyosuna sokularak,

15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini,

 Bunun faili  olan

 İngiliz doktor,

 Garnizon Komutanı ve

Askerlerin

cezalandırılması için,

TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler.

********

Ancak,

Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.

Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de

 Bu hesap sorma işi

Unutuldu gitti.


Ama onlar

Unutmuyorlar.

Kendi ihanetlerini bile

soykırım ambalajına sarıp,

dünya kamuoyuna

Sunuyorlar.

En üzücü olanı da

 Malum birilerinin,

Bu karalama kampanyalarına

çanak tutması.

********

ERMENİLİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR.

BİZİM

 TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!
Logged

Ölüm,ansızın çıkıp gelir.
Ve herkes o yolculuğa ne hazırlamşsa kabrini onunla donatır.
Bazıları çeyiz sandığı elinde şebi arusa(düğün gecesi)
gidiyor gibi ona doğru yol alır.
Kimisi elleri boş bir müflis gibi kabre varır
ve onu hatalarının, kötülüklerinin
ve günahlarının sandığı olarak bulur
kardelen54
Moderator
Kasirga
*****

Puan Etiketi: 261
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4.549


WWW
« Yanıtla #1 : Aralık 25, 2008, 23:33:23 »

Bir tartışma programında dinlemiştim. "Biz neden kendi tarihimizi yazmıyoruz?" sorusunun yanıtıydı ilgimi çeken cevap; "Bizler (TÜRKler) Tarih yapmaktan Tarih yazamıyoruz". Doğruluk payı çok değil mi? Gülümseme

Ekliyorum, ayrıca okumuyoruzda! Maalesef üzülerek belirtiyorum okumuyoruz!
Ama olsun zararın neresinden dönersek kârdır Göz kırpan O K U Y A L I M - Ö Ğ R E N E L İ M!...
Logged

Sürç-ü lisan ettiysem affola...
güvercin24
Aktif
**

Puan Etiketi: 19
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 169


« Yanıtla #2 : Aralık 26, 2008, 15:37:26 »

Memleketimizde kütüphane sayısı, kütüphaneye yapılan yardım sayısı, kütüphaneye gelen kitap düşkünü genç sayısı orantılı bir şekilde hızla azalmakta.

Hoş zaten birçok kütüphanelerimizde Polisiye Romanları, Dünya Klasikleri, Genç Kız Romanları, Metafizik Romanları....ve Materyalist düşünce üzerine kurulmuş romanlarla dolu değil mi?

Tarih kitapları veya Dini içerikli kitaplar ne kadar okunmakta. Ya da (birkaç değerli yazarımız hariç) hangi tarih yazarımız tarihi bütün gerçekliğiyle ortaya koymakta.. Ya da dinsel içerikli hangi kitap doğru düzgün.

Bir Emine Şenlikoğlu, bir Şule Yüksel Şenler, bir Ümmü Taş... Hekimoğlu İsmail....ne kadar doğru anlatabiliyorlar ne kadar doğru savunabiliyorlar İslam Dinini. Bunlar tartışılır.

Kitap okumaktan insanlar bu yüzden zevk almıyor. Kime inanacaklarını şaşırmış durumda milletimiz. Herkes kitap yazıyor, herkes farklı şeyleri iddia ediyor iddia etmekle kalmıyor yalan yanlış kaynaklarıyla savunmaya geçiyor. Hangi gazetemiz okunabilir. Vakit mi Hürriyet veya Posta mı? Bence hiç biri. Hangi köşe yazarı etki altında kalmadan birşeyler karalıyor? Bence hiçbiri.

Her önüne gelenin sanatçı olması gibi her önüne gelenin yazar olduğu bir devirde yaşıyoruz. Doğru kaynak bulup tavsiye etmek ise inşaAllah bizlere düşmekte. Rabbim tüm hizmet erlerinin yar ve yardımcısı olsun.

Yorumunuz için teşekürler. Allah razı olsun
Logged

Ölüm,ansızın çıkıp gelir.
Ve herkes o yolculuğa ne hazırlamşsa kabrini onunla donatır.
Bazıları çeyiz sandığı elinde şebi arusa(düğün gecesi)
gidiyor gibi ona doğru yol alır.
Kimisi elleri boş bir müflis gibi kabre varır
ve onu hatalarının, kötülüklerinin
ve günahlarının sandığı olarak bulur
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


Google
 


ihya · Zehirli Ok · kadin · Avrupa · kariyer · Saglik · gazali · tatil · Oyun · Hikayeler · Temiz · Videolar
Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sayfa 0.064 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu